QORE
QORE/امن EMN
امن
EMN
879 kez7 türev form
Güven, sarsılmazlık, delile dayalı doğrulama ve emniyet kavramları.

Semantik Anlam Sabiti

Bu kökün tüm türevlerinde korunan değişmez anlam çekirdeği

Bir şeyin üzerine yaslanıldığında sarsılmaması, çökmemesi ve yerinden oynamaması; bu sarsılmazlık sayesinde öznenin içsel ve dışsal her türlü tedirginlikten, kaygıdan ve hareketlilikten (havf) kurtulup tam bir durağanlık ve eminlik haline geçmesi.

Kök Oluşum Hikâyesi

Filolojik köken ve anlam evrilmesi

EMN kökü, kaotik ve hareketli bir dünyada sabit noktayı bulma hikâyesidir. Kılcal damarlarındaki ham mantık şu şekilde işler:

1. Ana Direk ve Zemin

Kadim çadır hayatında, rüzgâr ne kadar sert eserse essin yerinden oynamayan ana direk veya ayakların yere bastığında kaymadığı sert zemin bu kökün fiziksel karşılığıdır. Bir şeye امن dendiğinde onun kaypaklık özelliğinin sıfırlandığı kastedilir.

2. Sığınma ve Durulma

Kökün özünde bir sığınakta veya limanda olma hali vardır. Dışarıda bir fırtına varken, o sığınağa girildiği anda yaşanan durulma halidir. Bu ise statik bir gerçekliğin sonucudur. Yani neden-sonuç ilişkisine dayanır.

3. Biyolojik Yankı (UMM/Anne)

Bebeğin anne karnında veya kucağında hissettiği o mutlak sarsılmazlık hissi — dış dünyanın gürültüsüne rağmen korunan o çekirdek sessizlik — kökün en derin hücresidir.

Fiil Formu

Bir fiil olarak Âmine / Âmene, sarsıntılı bir halden çıkıp sabit bir noktaya tutunmak demektir. Kişi bir şeye iman ettiğinde, aslında hayatının ağırlığını o noktanın üzerine bırakır. Bu eylem, o noktanın çökmeyeceğine dair duyulan tam bir itimat ve yaslanma halidir. Emin olma hali ise şahitlikle mümkündür. Kur'an'da geçen ŞHD kökü EMN kökünün açıklayıcı anahtarı gibi çalışır.

İsim Formu

Emân, bir varlığın veya bir durumun asla sarsılmayacak, yerinden oynatılamayacak niteliğini ifade eder. İsim olarak bu, hem bir dokunulmazlık alanını hem de o alanın sağladığı kalıcı huzuru temsil eder.

Kur'an İçi 3 Farklı Türev Form Analizi

1. İMAN (إيمان): Sarsılmaz Bir Merkeze Yaslanmak

Kur'an'da iman, insanın kendi varlığını Allah'ın sarsılmaz iradesine sabitlemesidir. Bu bir zihin oyunundan ziyade, hayatın fırtınasına karşı bir limana demir atma eylemidir. Bu yüzden imanın zıddı korkudur (havf). Limana sığınma ise rota ile mümkündür. Rotasını kaybeden limanı asla bulamaz.

2. EMANET (أمانة): Sarsılmadan Korunan Sabit

Ahzab 72 — Emanet, kendisine bırakılan yerde, rüzgârlar esip yıllar geçse de niteliği ve yeri sabit kalan değerdir. Onu taşıyanın (emin), o değeri sarsmadan ve kaydırmadan yerinde tutma iradesini temsil eder.

3. MÜMİN (مؤمن): Güven Veren / Sarsılmazlık Sembolü

Hem Allah'ın bir ismi hem de inanan insanın temel sıfatıdır. Allah için Mümin: kullarına sarsılmaz bir emniyet alanı açan ve vaadinde hiçbir sapma ve sarsıntı olmayan demektir. İnsan için ise hem kendi iç dünyasını sarsılmaz bir zemine oturtmuş olan, hem de çevresine kendisinden hiçbir beklenmedik zarar gelmeyeceğine dair mutlak bir güven ve istikrar veren kişidir. Mümin, kaosun içinde sarsılmazlığın ve emniyetin öznesi haline gelmiş karakteri temsil eder.

Semantik Komşular

Kur'an'da امن kökü ile aynı ayette en az 2 kez birlikte geçen kökler

Henüz yeterli veri yok — kök veritabanı genişledikçe burada komşu kökler görünecek.

Kavramsal Karşıtlar

Kur'an'da امن kökünün zıt veya tamamlayıcı anlam çifti

كفر
KFR
inkar etmek, nankörlük, küfür
İman ↔ Küfür

Proto-Semitik Bağları

Bu kökün diğer Semitik dillerdeki karşılıkları ve ortak kökeni

Akkadca / AMĀNU: Bir şeyi pekiştirmek, fiziksel olarak sağlamlaştırmak, desteklemek.

Kenanca / Fenikece / AMN: Ayakta tutmak, yetiştirmek, bir şeyi sağlam bir temele oturtmak.

İbranice / EMŪNĀ: Sarsılmaz sadakat, statik sağlamlık, yerindelik (Amen: Sabittir, böyledir).

Ugaritçe / AMN: Kararlı olmak, değişmezlik göstermek.

Süryanice / AMİN: Süreklilik, kesintisiz devam eden sarsılmaz akış.

Aramice / EMİN: Sağlam dayanak, güvenli nokta.

Diğer Kökler

عبد ABDعبا ABEعبقر ABG̈Rعبر ABRعبس ABSعبث ABS̄عجب ACBعجف ACF
QORE / Kök
امن
EMN
879× geçiyor7 türev

Güven, sarsılmazlık, delile dayalı doğrulama ve emniyet kavramları.

Semantik Anlam Sabiti
Bir şeyin üzerine yaslanıldığında sarsılmaması, çökmemesi ve yerinden oynamaması; bu sarsılmazlık sayesinde öznenin içsel ve dışsal her türlü tedirginlikten, kaygıdan ve hareketlilikten (havf) kurtulup tam bir durağanlık ve eminlik haline geçmesi.
Kök Oluşum Hikâyesi

EMN kökü, kaotik ve hareketli bir dünyada sabit noktayı bulma hikâyesidir. Kılcal damarlarındaki ham mantık şu şekilde işler:

1. Ana Direk ve Zemin

Kadim çadır hayatında, rüzgâr ne kadar sert eserse essin yerinden oynamayan ana direk veya ayakların yere bastığında kaymadığı sert zemin bu kökün fiziksel karşılığıdır. Bir şeye امن dendiğinde onun kaypaklık özelliğinin sıfırlandığı kastedilir.

2. Sığınma ve Durulma

Kökün özünde bir sığınakta veya limanda olma hali vardır. Dışarıda bir fırtına varken, o sığınağa girildiği anda yaşanan durulma halidir. Bu ise statik bir gerçekliğin sonucudur. Yani neden-sonuç ilişkisine dayanır.

3. Biyolojik Yankı (UMM/Anne)

Bebeğin anne karnında veya kucağında hissettiği o mutlak sarsılmazlık hissi — dış dünyanın gürültüsüne rağmen korunan o çekirdek sessizlik — kökün en derin hücresidir.

Fiil Formu

Bir fiil olarak Âmine / Âmene, sarsıntılı bir halden çıkıp sabit bir noktaya tutunmak demektir. Kişi bir şeye iman ettiğinde, aslında hayatının ağırlığını o noktanın üzerine bırakır. Bu eylem, o noktanın çökmeyeceğine dair duyulan tam bir itimat ve yaslanma halidir. Emin olma hali ise şahitlikle mümkündür. Kur'an'da geçen ŞHD kökü EMN kökünün açıklayıcı anahtarı gibi çalışır.

İsim Formu

Emân, bir varlığın veya bir durumun asla sarsılmayacak, yerinden oynatılamayacak niteliğini ifade eder. İsim olarak bu, hem bir dokunulmazlık alanını hem de o alanın sağladığı kalıcı huzuru temsil eder.

Kur'an İçi 3 Farklı Türev Form Analizi

1. İMAN (إيمان): Sarsılmaz Bir Merkeze Yaslanmak

Kur'an'da iman, insanın kendi varlığını Allah'ın sarsılmaz iradesine sabitlemesidir. Bu bir zihin oyunundan ziyade, hayatın fırtınasına karşı bir limana demir atma eylemidir. Bu yüzden imanın zıddı korkudur (havf). Limana sığınma ise rota ile mümkündür. Rotasını kaybeden limanı asla bulamaz.

2. EMANET (أمانة): Sarsılmadan Korunan Sabit

Ahzab 72 — Emanet, kendisine bırakılan yerde, rüzgârlar esip yıllar geçse de niteliği ve yeri sabit kalan değerdir. Onu taşıyanın (emin), o değeri sarsmadan ve kaydırmadan yerinde tutma iradesini temsil eder.

3. MÜMİN (مؤمن): Güven Veren / Sarsılmazlık Sembolü

Hem Allah'ın bir ismi hem de inanan insanın temel sıfatıdır. Allah için Mümin: kullarına sarsılmaz bir emniyet alanı açan ve vaadinde hiçbir sapma ve sarsıntı olmayan demektir. İnsan için ise hem kendi iç dünyasını sarsılmaz bir zemine oturtmuş olan, hem de çevresine kendisinden hiçbir beklenmedik zarar gelmeyeceğine dair mutlak bir güven ve istikrar veren kişidir. Mümin, kaosun içinde sarsılmazlığın ve emniyetin öznesi haline gelmiş karakteri temsil eder.

Anlamlar

🇹🇷 güvenmek, iman etmek, emin olmak

🇬🇧 to believe, to trust, to be secure

Türevler

Kuran'daki Çekim Biçimleri (151)

çekim — bu kökün ayetlerdeki bürünümleri (türev değil)

ءَامَنُواamenu212×
يُؤْمِنُونَyu'minune86×
ٱلْمُؤْمِنِينَl-mu'minine78×
ءَامَنُوٓاamenu41×
ءَامَنَّاamenna31×
ءَامَنَamene26×
مُّؤْمِنِينَmu'minine25×
ٱلْمُؤْمِنُونَl-mu'minune22×
يُؤْمِنُyu'minu18×
ءَامِنُواaminu10×
يُؤْمِنُواyu'minu10×
أَمِينٌeminun9×
Tümü (151)
وَٱلْمُؤْمِنَٰتِvelmu'minati9×
لِّلْمُؤْمِنِينَlilmu'minine8×
مُؤْمِنِينَmu'minine8×
ءَامِنِينَaminine7×
إِيمَٰنًاimanen7×
تُؤْمِنُواtu'minu7×
لِلْمُؤْمِنِينَlilmu'minine7×
مُؤْمِنٌmu'minun7×
مُؤْمِنًاmu'minen7×
وَٱلْمُؤْمِنُونَvelmu'minune7×
ءَامِنًاaminen6×
ءَامَنتُمamentum6×
بِٱلْمُؤْمِنِينَbil-mu'minine6×
بِمُؤْمِنِينَbimu'minine6×
نُّؤْمِنَnu'mine6×
يُؤْمِنyu'min6×
ٱلْمُؤْمِنَٰتِl-mu'minati5×
بِٱلْإِيمَٰنِbil-imani5×
تُؤْمِنُونَtu'minune5×
فََٔامِنُواfe aminu5×
ءَامَنَتْamenet4×
إِيمَٰنِكُمْimanikum4×
مُؤْمِنُونَmu'minune4×
وَءَامَنَve amene4×
وَلِلْمُؤْمِنِينَvelilmu'minine4×
ءَامَنتُamentu3×
أَمِنتُمْemintum3×
أَنُؤْمِنُenu'minu3×
ٱلْإِيمَٰنِl-imani3×
إِيمَٰنِهِمْimanihim3×
لِلْإِيمَٰنِlilimani3×
لِيُؤْمِنُواliyu'minu3×
مُّؤْمِنٌmu'minun3×
مُّؤْمِنَةٍmu'minetin3×
نُؤْمِنُnu'minu3×
وَءَامِنُواve aminu3×
ءَامَنتُمْamentum2×
ءَامِنُونَaminune2×
أَفَأَمِنَefeemine2×
أَمَنَةًemeneten2×
أَمِينٍeminin2×
ٱلْأَمِينُl-eminu2×
ٱلْإِيمَٰنَl-imane2×
ٱلْإِيمَٰنُl-imanu2×
ٱلْمُؤْمِنَٰتُl-mu'minatu2×
إِيمَٰنُهُمْimanuhum2×
تَأْمَنْهُte'menhu2×
تُؤْمِنtu'min2×
تُؤْمِنُوٓاtu'minu2×
فََٔامَنَfe amene2×
فََٔامَنَّاfe amenna2×
لِأَمَٰنَٰتِهِمْliemanatihim2×
لِتُؤْمِنُواlitu'minu2×
لِمُؤْمِنٍlimu'minin2×
مُّؤْمِنُونَmu'minune2×
وَّءَامَنُواve amenu2×
وَٱلْإِيمَٰنَvel'imane2×
وَٱلْمُؤْمِنَٰتُvelmu'minatu2×
وَتُؤْمِنُونَve tu'minune2×
يُؤْمِنَّyu'minne2×
يُؤْمِنُوٓاyu'minu2×
ءَأَمِنتُمeemintum1×
ءَامِنْamin1×
ءَامِنَةًamineten1×
ءَامَنُكُمْamenukum1×
أَفَأَمِنتُمْefeemintum1×
أَفَأَمِنُواefeeminu1×
أَفَأَمِنُوٓاefeeminu1×
أَفَتُؤْمِنُونَefetu'minune1×
أَمِنَemine1×
أَمْنًاemnen1×
أَمِنتُكُمْemintukum1×
أَمَٰنَٰتِكُمْemanatikum1×
أَمِنتُمemintum1×
أَمَٰنَتَهُemanetehu1×
أَوَأَمِنَeveemine1×
ٱؤْتُمِنَ'tumine1×
ٱلْأَمَانَةَl-emanete1×
ٱلْأَمْنُl-emnu1×
ٱلْأَمْنِl-emni1×
ٱلْأَمَٰنَٰتِl-emanati1×
ٱلْأَمِينِl-emini1×
ٱلَْٔامِنِينَl-aminine1×
ٱلْمُؤْمِنُl-mu'minu1×
إِيمَٰنَكُمْimanekum1×
إِيمَٰنُكُمْimanukum1×
إِيمَٰنَهُٓimanehu1×
إِيمَٰنِهِٓimanihi1×
إِيمَٰنُهَآimanuha1×
إِيمَٰنُهَاimanuha1×
إِيمَٰنِهَاimaniha1×
إِيمَٰنَهُمimanehum1×
بِٱلْأَمْنِbil-emni1×
بِإِيمَٰنٍbiimanin1×
بِإِيمَٰنِكُمbiimanikum1×
بِإِيمَٰنِهِمْbiimanihim1×
بِإِيمَٰنِهِنَّbiimanihinne1×
بِمُؤْمِنٍbimu'minin1×
تَأْمَنَّاte'menna1×
تُؤْمِنَtu'mine1×
فََٔامَنَتfe amenet1×
فََٔامَنُواfe amenu1×
فَلْيُؤْمِنfelyu'min1×
فَيُؤْمِنُواfe yu'minu1×
لََٔامَنَlamene1×
لَتُؤْمِنُنَّletu'minunne1×
لِّتُؤْمِنُواlitu'minu1×
لِّلْمُؤْمِنَٰتِlilmu'minati1×
لَنُؤْمِنَنَّlenu'minenne1×
لَيُؤْمِنَنَّleyu'minenne1×
لَّيُؤْمِنُنَّleyu'minunne1×
لِيُؤْمِنُوٓاliyu'minu1×
مَأْمَنَهُme'menehu1×
مَأْمُونٍme'munin1×
مُؤْمِنٍmu'minin1×
مُّؤْمِنَةًmu'mineten1×
مُّؤْمِنَةٌmu'minetun1×
مُؤْمِنَةٍmu'minetin1×
مُّؤْمِنَٰتٌmu'minatun1×
مُؤْمِنَٰتٍmu'minatin1×
مُّؤْمِنَٰتٍmu'minatin1×
مُؤْمِنَيْنِmu'mineyni1×
نُؤْمِنَnu'mine1×
وَءَامَنتُمve amentum1×
وَءَامَنتُمْve amentum1×
وَءَامَنَهُمve amenehum1×
وَءَامَنُواve amenu1×
وَءَامَنُوٓاve amenu1×
وَأَمْنًاve emnen1×
وَٱلْمُؤْمِنِينَvelmu'minine1×
وَبِٱلْمُؤْمِنِينَve bil-mu'minine1×
وَلْيُؤْمِنُواvelyu'minu1×
وَيَأْمَنُواve ye'menu1×
وَيُؤْمِنve yu'min1×
وَيُؤْمِنُve yu'minu1×
وَيُؤْمِنُونَve yu'minune1×
يَأْمَنُye'menu1×
يَأْمَنُوكُمْye'menukum1×
يُؤْمِنَyu'mine1×
Geçtiği Ayetler (723)
Bakara 3اَلَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَۙinanırlarBakara 4وَالَّذ۪ينَ يُؤْمِنُونَ بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمَٓا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَۚ وَبِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَۜiman ederlerBakara 6اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا سَوَٓاءٌ عَلَيْهِمْ ءَاَنْذَرْتَهُمْ اَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَinanmazlarBakara 8وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَبِالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَمَا هُمْ بِمُؤْمِن۪ينَۢinandık · inanıyorBakara 9يُخَادِعُونَ اللّٰهَ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُواۚ وَمَا يَخْدَعُونَ اِلَّٓا اَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَۜinananBakara 13وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمْ اٰمِنُوا كَمَٓا اٰمَنَ النَّاسُ قَالُٓوا اَنُؤْمِنُ كَمَٓا اٰمَنَ السُّفَـهَٓاءُۜ اَلَٓا اِنَّهُمْ هُمُ السُّفَـهَٓاءُ وَلٰكِنْ لَا يَعْلَمُونَiman edin · inandığı · inandıkları · inanır mıyız?Bakara 14وَاِذَا لَقُوا الَّذٖينَ اٰمَنُوا قَالُٓوا اٰمَنَّاۚ وَاِذَا خَلَوْا اِلٰى شَيَاطٖينِهِمْۙ قَالُٓوا اِنَّا مَعَكُمْۙ اِنَّمَا نَحْنُ مُسْتَهْزِؤُ۫نَinanan · inandıkBakara 25وَبَشِّرِ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ اَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُۜ كُلَّمَا رُزِقُوا مِنْهَا مِنْ ثَمَرَةٍ رِزْقاًۙ قَالُوا هٰذَا الَّذ۪ي رُزِقْنَا مِنْ قَبْلُ وَاُتُوا بِه۪ مُتَشَابِهاًۜ وَلَهُمْ ف۪يهَٓا اَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ وَهُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَinananBakara 26اِنَّ اللّٰهَ لَا يَسْتَحْـي۪ٓ اَنْ يَضْرِبَ مَثَلاً مَا بَعُوضَةً فَمَا فَوْقَهَاۜ فَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا فَيَعْلَمُونَ اَنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْۚ وَاَمَّا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا فَيَقُولُونَ مَاذَٓا اَرَادَ اللّٰهُ بِهٰذَا مَثَلاًۢ يُضِلُّ بِه۪ كَث۪يراً وَيَهْد۪ي بِه۪ كَث۪يراًۜ وَمَا يُضِلُّ بِه۪ٓ اِلَّا الْفَاسِق۪ينَۙinananBakara 41وَاٰمِنُوا بِمَٓا اَنْزَلْتُ مُصَدِّقاً لِمَا مَعَكُمْ وَلَا تَكُونُٓوا اَوَّلَ كَافِرٍ بِه۪ۖ وَلَا تَشْتَرُوا بِاٰيَات۪ي ثَمَناً قَل۪يلاًۘ وَاِيَّايَ فَاتَّقُونِve inanınBakara 55وَاِذْ قُلْتُمْ يَا مُوسٰى لَنْ نُؤْمِنَ لَكَ حَتّٰى نَرَى اللّٰهَ جَهْرَةً فَاَخَذَتْكُمُ الصَّاعِقَةُ وَاَنْتُمْ تَنْظُرُونَinanmayızBakara 62اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَالَّذ۪ينَ هَادُوا وَالنَّصَارٰى وَالصَّابِـ۪ٔينَ مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ وَعَمِلَ صَالِحاً فَلَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْۖ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَinananlar · inanırsaBakara 75اَفَتَطْمَعُونَ اَنْ يُؤْمِنُوا لَكُمْ وَقَدْ كَانَ فَر۪يقٌ مِنْهُمْ يَسْمَعُونَ كَلَامَ اللّٰهِ ثُمَّ يُحَرِّفُونَهُ مِنْ بَعْدِ مَا عَقَلُوهُ وَهُمْ يَعْلَمُونَinanacaklarBakara 76وَاِذَا لَقُوا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا قَالُٓوا اٰمَنَّاۚ وَاِذَا خَلَا بَعْضُهُمْ اِلٰى بَعْضٍ قَالُٓوا اَتُحَدِّثُونَهُمْ بِمَا فَتَحَ اللّٰهُ عَلَيْكُمْ لِيُحَٓاجُّوكُمْ بِه۪ عِنْدَ رَبِّكُمْۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَinanan · inandıkBakara 82وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَنَّةِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ۟inananBakara 85ثُمَّ اَنْتُمْ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ تَقْتُلُونَ اَنْفُسَكُمْ وَتُخْرِجُونَ فَر۪يقاً مِنْكُمْ مِنْ دِيَارِهِمْۘ تَظَاهَرُونَ عَلَيْهِمْ بِالْاِثْمِ وَالْعُدْوَانِۜ وَاِنْ يَأْتُوكُمْ اُسَارٰى تُفَادُوهُمْ وَهُوَ مُحَرَّمٌ عَلَيْكُمْ اِخْرَاجُهُمْۜ اَفَتُؤْمِنُونَ بِبَعْضِ الْكِتَابِ وَتَكْفُرُونَ بِبَعْضٍۚ فَمَا جَزَٓاءُ مَنْ يَفْعَلُ ذٰلِكَ مِنْكُمْ اِلَّا خِزْيٌ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ وَيَوْمَ الْقِيٰمَةِ يُرَدُّونَ اِلٰٓى اَشَدِّ الْعَذَابِۜ وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَyoksa siz inanıyorsunuz daBakara 88وَقَالُوا قُلُوبُنَا غُلْفٌۜ بَلْ لَعَنَهُمُ اللّٰهُ بِكُفْرِهِمْ فَقَل۪يلاً مَا يُؤْمِنُونَinanırlarBakara 91وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمْ اٰمِنُوا بِمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ قَالُوا نُؤْمِنُ بِمَٓا اُنْزِلَ عَلَيْنَا وَيَكْفُرُونَ بِمَا وَرَٓاءَهُ وَهُوَ الْحَقُّ مُصَدِّقاً لِمَا مَعَهُمْۜ قُلْ فَلِمَ تَقْتُلُونَ اَنْبِيَٓاءَ اللّٰهِ مِنْ قَبْلُ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَinanın · inanırız · inanıyorBakara 93وَاِذْ اَخَذْنَا م۪يثَاقَكُمْ وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ الطُّورَۜ خُذُوا مَٓا اٰتَيْنَاكُمْ بِقُوَّةٍ وَاسْمَعُواۜ قَالُوا سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَاُشْرِبُوا ف۪ي قُلُوبِهِمُ الْعِجْلَ بِكُفْرِهِمْۜ قُلْ بِئْسَمَا يَأْمُرُكُمْ بِه۪ٓ ا۪يمَانُكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَimanınız · inanan kimselerBakara 97قُلْ مَنْ كَانَ عَدُواًّ لِجِبْر۪يلَ فَاِنَّهُ نَزَّلَهُ عَلٰى قَلْبِكَ بِاِذْنِ اللّٰهِ مُصَدِّقاً لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَهُدًى وَبُشْرٰى لِلْمُؤْمِن۪ينَinananlar için
Kavramsal Karşıtlar
Proto-Semitik Bağları

Akkadca / AMĀNU: Bir şeyi pekiştirmek, fiziksel olarak sağlamlaştırmak, desteklemek.

Kenanca / Fenikece / AMN: Ayakta tutmak, yetiştirmek, bir şeyi sağlam bir temele oturtmak.

İbranice / EMŪNĀ: Sarsılmaz sadakat, statik sağlamlık, yerindelik (Amen: Sabittir, böyledir).

Ugaritçe / AMN: Kararlı olmak, değişmezlik göstermek.

Süryanice / AMİN: Süreklilik, kesintisiz devam eden sarsılmaz akış.

Aramice / EMİN: Sağlam dayanak, güvenli nokta.

Diğer Kökler