QORE
QORE/علم ALM
علم
ALM
854 kez6 türev form
İşaretleme, nişan koyma, ayırt edici iz ve tanıma kavramları.

Semantik Anlam Sabiti

Bu kökün tüm türevlerinde korunan değişmez anlam çekirdeği

Bir şeyi diğerinden ayıran, onu belirgin kılan bir iz, bir nişan veya bir sembol koymak; bu iz vasıtasıyla o şeyin ne olduğunu, sınırlarını ve hakikatini diğer her şeyden tefrik ederek yani ayırarak kavramak.

Kök Oluşum Hikâyesi

Filolojik köken ve anlam evrilmesi

ALM kökünün kılcal damarlarına indiğimizde, karşımıza çölün uçsuz bucaksız ve belirsiz coğrafyasında hayatta kalmaya çalışan kadim insanın yön bulma ihtiyacı çıkar.

1. Alem (Dağ ve Sancak)

Kadim Arapçada "alem", çölde yolu kaybetmemek için dikilen işaret kulesine, yüksek tepelere veya uzaktan görünen büyük dağlara denirdi. Aynı zamanda orduların birliğini ve yerini belli eden "sancak/bayrak" da bir alemdir.

2. Kılcal Mantık

Bilgi (ilm), zihinsel bir coğrafyada yolunu bulmaktır. Belirsizliğin (cehaletin) hâkim olduğu bir alanda, hakikate dair belirgin bir işaret (nişan) bulduğunuzda, artık o şeyi 'biliyor' olursunuz.

3. İz Bırakmak

Hayvanların tanınması için üzerlerine vurulan dağlama işaretine veya bir elbisenin üzerindeki belirgin nakışa da bu kökten gelen kelimeler verilir. Dolayısıyla ilm, rastgele bir malumat yığını değil, varlığın üzerine vurulmuş "hakikat damgasını" okumaktır. Bilmek, varlığı etiketlemek veya o etiketi (işareti) çözmektir.

Fiil Formu

Bir fiil olarak alime, bir şeyin nişanını veya ayırıcı özelliğini zihne nakşetmek demektir. O şeyin sınırlarını diğerlerinden ayıracak kadar net bir şekilde işaretlenmiş olarak kavramaktır. Bir şeyi bildiğinizde, o şey artık sizin zihin haritanızda bir 'sancak' yani alem haline gelir, kaybolmanızı engeller.

İsim Formu

İlm, bu işaretleme eyleminin sonucunda ortaya çıkan 'aydınlanmış ve sınırları belirlenmiş saha'dır. İsim olarak ilm, belirsizliği gideren, eşyayı birbirinden ayıran ve her şeyi kendi makamına yani nişanına yerleştiren disiplindir.

Kur'an İçi 3 Farklı Türev Form Analizi

Kur'an bu kökü, ontolojik (varlıksal) ve epistemolojik (bilgisel) bir inşa aracı olarak kullanır:

1. ÂLEM (العالم)

İşaretler topluluğu ve evrenin bütünü anlamında kullanılır. Kur'an'da en çok geçen formlardan biridir (Rabbil-âlemîn).

Evrene neden âlem denmiştir? Çünkü evren, kendi başına bir amaç değil, yaratıcısının varlığına ve sıfatlarına delalet eden devasa bir işaretler/alametler bütünüdür. Her bir varlık Allah'a çıkan yolda birer sancak ve nişan hükmündedir. Evren, okunmayı bekleyen bir izler galerisidir.

Kur'an'ın harekesiz ana metninde ise — ki bu yazım varyasyonlarına Rasm adı verilir — bu kelime hem işaretler ve varlıklar topluluğu olan âlemlerin yani 'âlemîn' hem de o işaretleri okuyup fark eden bilenlerin yani âlimlerin 'âlimîn' Rabbi olarak okunmaya imkân tanır.

Kök semantiği açısından bu iki okuma birbirini tamamlar. Allah hem birer nişan hükmündeki tüm varlık sahalarının, hem de o nişanları doğru teşhis ederek bilgiye yani ilme dönüştüren öznelerin tek mutlak yöneticisidir. Bu iki okuma biçimi de birbirini dışlamaz. Şu okuma daha doğru denilemez, çünkü tamamlayıcıdır.

2. ALLEME (علّم)

İşaretlemek ve öğretmek anlamına doğru açılır. (Tef'il Babı) Bakara 31: Allah, Âdem'e bütün isimleri öğretti (alleme). Sonra onları meleklere sunup: "Eğer doğru söyleyenlerden iseniz bunların isimlerini bana bildirin." dedi.

Buradaki öğretme eylemi eşyanın hakikatini zihne damgalamak ve o isimleri varlıkla eşleştirmektir. Allah, Âdem'e eşyayı birbirinden ayırt edecek nişanları yani kavramları vermiştir. Öğretmek, talebenin zihninde hakikate dair kalıcı izler ve tabelalar oluşturma sanatıdır.

3. ALÂMET (علامة)

Belirti ve iz anlamındadır. Nahl 16: "Ve işaretler. Onlar, yıldızla yol bulurlar."

Bu ayet kökün fiziksel kökeni ile zihinsel sonucunu birleştirir. Nasıl ki çölde veya denizde yıldızlar birer alâmet yani işaret ise, hayattaki her bir veri de doğru yola ulaştıran birer kerteriz noktasıdır. Bilgi, bu alâmetleri doğru okuma becerisidir.

Semantik Komşular

Kur'an'da علم kökü ile aynı ayette en az 2 kez birlikte geçen kökler

Henüz yeterli veri yok — kök veritabanı genişledikçe burada komşu kökler görünecek.

Kavramsal Karşıtlar

Kur'an'da علم kökünün zıt veya tamamlayıcı anlam çifti

قرأ
G̈RE
okumak, toplamak, biriktirmek
Bilgi ↔ Okuma (tamamlayıcı çift — ilim okumayla başlar)

Proto-Semitik Bağları

Bu kökün diğer Semitik dillerdeki karşılıkları ve ortak kökeni

Akkadca / LAMĀDU: Doğrudan öğrenmek, alışmak, tanımak anlamındadır (Arapçadaki 'm' ve 'l' yer değiştirmiştir — metatez).

Kenanca / Fenikece / ILM: Genellikle gizli olan/ebediyet ile ilişkilendirilse de (İbranice ʿolam gibi), belirgin işaret anlamı her zaman korunmuştur.

İbranice / ALAM / OLAM: İbranicede bu kök gizlemek (he-ʿelīm) veya gizli/belirsiz zaman — ebediyet (ʿolam) anlamlarına kaysa da, Arapça bu kökün "görünür kılma/işaretleme" yönünü zirveye taşımıştır.

Süryanice / Aramice / ALMA: Dünya, evren veya çağ anlamında kullanılır. Tıpkı Arapçadaki âlem mantığı gibi, zamanın ve mekânın işaretlenmiş kesitini ifade eder.

Diğer Kökler

عبد ABDعبا ABEعبقر ABG̈Rعبر ABRعبس ABSعبث ABS̄عجب ACBعجف ACF
QORE / Kök
علم
ALM
854× geçiyor6 türev

İşaretleme, nişan koyma, ayırt edici iz ve tanıma kavramları.

Semantik Anlam Sabiti
Bir şeyi diğerinden ayıran, onu belirgin kılan bir iz, bir nişan veya bir sembol koymak; bu iz vasıtasıyla o şeyin ne olduğunu, sınırlarını ve hakikatini diğer her şeyden tefrik ederek yani ayırarak kavramak.
Kök Oluşum Hikâyesi

ALM kökünün kılcal damarlarına indiğimizde, karşımıza çölün uçsuz bucaksız ve belirsiz coğrafyasında hayatta kalmaya çalışan kadim insanın yön bulma ihtiyacı çıkar.

1. Alem (Dağ ve Sancak)

Kadim Arapçada "alem", çölde yolu kaybetmemek için dikilen işaret kulesine, yüksek tepelere veya uzaktan görünen büyük dağlara denirdi. Aynı zamanda orduların birliğini ve yerini belli eden "sancak/bayrak" da bir alemdir.

2. Kılcal Mantık

Bilgi (ilm), zihinsel bir coğrafyada yolunu bulmaktır. Belirsizliğin (cehaletin) hâkim olduğu bir alanda, hakikate dair belirgin bir işaret (nişan) bulduğunuzda, artık o şeyi 'biliyor' olursunuz.

3. İz Bırakmak

Hayvanların tanınması için üzerlerine vurulan dağlama işaretine veya bir elbisenin üzerindeki belirgin nakışa da bu kökten gelen kelimeler verilir. Dolayısıyla ilm, rastgele bir malumat yığını değil, varlığın üzerine vurulmuş "hakikat damgasını" okumaktır. Bilmek, varlığı etiketlemek veya o etiketi (işareti) çözmektir.

Fiil Formu

Bir fiil olarak alime, bir şeyin nişanını veya ayırıcı özelliğini zihne nakşetmek demektir. O şeyin sınırlarını diğerlerinden ayıracak kadar net bir şekilde işaretlenmiş olarak kavramaktır. Bir şeyi bildiğinizde, o şey artık sizin zihin haritanızda bir 'sancak' yani alem haline gelir, kaybolmanızı engeller.

İsim Formu

İlm, bu işaretleme eyleminin sonucunda ortaya çıkan 'aydınlanmış ve sınırları belirlenmiş saha'dır. İsim olarak ilm, belirsizliği gideren, eşyayı birbirinden ayıran ve her şeyi kendi makamına yani nişanına yerleştiren disiplindir.

Kur'an İçi 3 Farklı Türev Form Analizi

Kur'an bu kökü, ontolojik (varlıksal) ve epistemolojik (bilgisel) bir inşa aracı olarak kullanır:

1. ÂLEM (العالم)

İşaretler topluluğu ve evrenin bütünü anlamında kullanılır. Kur'an'da en çok geçen formlardan biridir (Rabbil-âlemîn).

Evrene neden âlem denmiştir? Çünkü evren, kendi başına bir amaç değil, yaratıcısının varlığına ve sıfatlarına delalet eden devasa bir işaretler/alametler bütünüdür. Her bir varlık Allah'a çıkan yolda birer sancak ve nişan hükmündedir. Evren, okunmayı bekleyen bir izler galerisidir.

Kur'an'ın harekesiz ana metninde ise — ki bu yazım varyasyonlarına Rasm adı verilir — bu kelime hem işaretler ve varlıklar topluluğu olan âlemlerin yani 'âlemîn' hem de o işaretleri okuyup fark eden bilenlerin yani âlimlerin 'âlimîn' Rabbi olarak okunmaya imkân tanır.

Kök semantiği açısından bu iki okuma birbirini tamamlar. Allah hem birer nişan hükmündeki tüm varlık sahalarının, hem de o nişanları doğru teşhis ederek bilgiye yani ilme dönüştüren öznelerin tek mutlak yöneticisidir. Bu iki okuma biçimi de birbirini dışlamaz. Şu okuma daha doğru denilemez, çünkü tamamlayıcıdır.

2. ALLEME (علّم)

İşaretlemek ve öğretmek anlamına doğru açılır. (Tef'il Babı) Bakara 31: Allah, Âdem'e bütün isimleri öğretti (alleme). Sonra onları meleklere sunup: "Eğer doğru söyleyenlerden iseniz bunların isimlerini bana bildirin." dedi.

Buradaki öğretme eylemi eşyanın hakikatini zihne damgalamak ve o isimleri varlıkla eşleştirmektir. Allah, Âdem'e eşyayı birbirinden ayırt edecek nişanları yani kavramları vermiştir. Öğretmek, talebenin zihninde hakikate dair kalıcı izler ve tabelalar oluşturma sanatıdır.

3. ALÂMET (علامة)

Belirti ve iz anlamındadır. Nahl 16: "Ve işaretler. Onlar, yıldızla yol bulurlar."

Bu ayet kökün fiziksel kökeni ile zihinsel sonucunu birleştirir. Nasıl ki çölde veya denizde yıldızlar birer alâmet yani işaret ise, hayattaki her bir veri de doğru yola ulaştıran birer kerteriz noktasıdır. Bilgi, bu alâmetleri doğru okuma becerisidir.

Anlamlar

🇹🇷 bilmek, öğrenmek, ilim

🇬🇧 to know, to learn, knowledge

Türevler

Kuran'daki Çekim Biçimleri (157)

çekim — bu kökün ayetlerdeki bürünümleri (türev değil)

عَلِيمٌalimun100×
يَعْلَمُونَyea'lemune81×
يَعْلَمُyea'lemu62×
ٱلْعَٰلَمِينَl-aalemine61×
أَعْلَمُea'lemu55×
تَعْلَمُونَtea'lemune54×
عِلْمٍilmin29×
ٱلْعَلِيمُl-alimu28×
عَلِيمًاalimen22×
وَٱعْلَمُوٓاvea'lemu18×
ٱلْعِلْمِl-ilmi12×
عِلْمٌilmun11×
Tümü (157)
ٱلْعِلْمَl-ilme10×
وَيَعْلَمُve yea'lemu10×
عَلِمَalime9×
عِلْمًاilmen9×
لِّلْعَٰلَمِينَlil'aalemine9×
عَٰلِمُaalimu7×
ٱلْعِلْمُl-ilmu6×
عَلِمْنَاalimna6×
عَلِيمٍalimin6×
فَٱعْلَمُوٓاfea'lemu6×
وَلِيَعْلَمَveliyea'leme6×
تَعْلَمُtea'lemu5×
عِلْمُilmu5×
عَٰلِمِaalimi5×
مَّعْلُومٍmea'lumin5×
نَعْلَمُnea'lemu5×
وَعِلْمًاve ilmen5×
ٱلْعَلِيمِl-alimi4×
بِعِلْمِهِbiilmihi4×
تَعْلَمْtea'lem4×
عَلَّٰمُallamu4×
عِلْمُهَاilmuha4×
مَّعْلُومٌmea'lumun4×
يَعْلَمُوٓاyea'lemu4×
ٱعْلَمُوٓاaa'lemu3×
تَعْلَمُوٓاtea'lemu3×
سَيَعْلَمُونَseyea'lemune3×
عَلَّمَalleme3×
عِلْمَilme3×
عَلِمْتَalimte3×
عَلَّمَكُمُallemekumu3×
عَلَّمَهُallemehu3×
فَٱعْلَمْfea'lem3×
فَسَتَعْلَمُونَfesetea'lemune3×
لِلْعَٰلَمِينَlil'aalemine3×
لِنَعْلَمَlinea'leme3×
وَأَعْلَمُve ea'lemu3×
وَلَيَعْلَمَنَّveleyea'lemenne3×
وَيُعَلِّمُهُمُve yuallimuhumu3×
يَعْلَمَyea'leme3×
يَعْلَمِyea'lemi3×
يَعْلَمُهُمْyea'lemuhum3×
ٱلْمَعْلُومِl-mea'lumi2×
بِأَعْلَمَbiea'leme2×
بِعِلْمٍbiilmin2×
تَعْلَمُواtea'lemu2×
عَلِمَتْalimet2×
عَلِمْتُمalimtum2×
عَلِمْتُمُalimtumu2×
عَلَّمْنَٰهُallemnahu2×
عَٰلِمِينَaalimine2×
فَسَيَعْلَمُونَfeseyea'lemune2×
فَعَلِمَfealime2×
كَٱلْأَعْلَٰمِkalea'lami2×
لِتَعْلَمُوٓاlitea'lemu2×
لِيَعْلَمَliyea'leme2×
وَسَيَعْلَمُve seyea'lemu2×
وَعَلَّمْنَٰهُve allemnahu2×
وَلَتَعْلَمُنَّveletea'lemunne2×
وَيَعْلَمَve yea'leme2×
وَيُعَلِّمُكُمُve yuallimukumu2×
وَيَعْلَمُونَve yea'lemune2×
يَعْلَمْyea'lem2×
يَعْلَمْهُyea'lemhu2×
أَتَعْلَمُونَetea'lemune1×
أَتُعَلِّمُونَetuallimune1×
ٱلْعُلَمَٰٓؤُاl-ulema'u1×
ٱلْعَٰلِمُونَl-aalimune1×
بِعِلْمِbiilmi1×
بِعَٰلِمِينَbiaalimine1×
تُعَلِّمَنِtuallimeni1×
تَعْلَمُهَآtea'lemuha1×
تَعْلَمُهُمْtea'lemuhum1×
تَّعْلَمُونَtea'lemune1×
تُعَلِّمُونَtuallimune1×
تَعْلَمُونَهُمُtea'lemunehumu1×
تُعَلِّمُونَهُنَّtuallimunehunne1×
تَعْلَمُوهُمْtea'lemuhum1×
عَٰلِمَaalime1×
عُلَمَٰٓؤُاulema'u1×
عَلِمَتِalimeti1×
عَلِمْتُalimtu1×
عُلِّمْتَullimte1×
عَلَّمْتُكَallemtuke1×
عَلَّمْتُمallemtum1×
عَلِمْتُمْalimtum1×
عَلِمْتُمُوهُنَّalimtumuhunne1×
عَلَّمْتَنَآallemtena1×
عَلِمْتَهُalimtehu1×
عَلَّمَكُمallemekum1×
عُلِّمْنَاullimna1×
عَلَّمَنِىallemeni1×
عِلْمِهِٓilmihi1×
عِلْمُهُمْilmuhum1×
عَلِمُواalimu1×
عِلْمِىilmi1×
فَعَلِمُوٓاfealimu1×
فَلَيَعْلَمَنَّfe leyea'lemenne1×
فَيَتَعَلَّمُونَfeyeteallemune1×
فَيَعْلَمُونَfeyea'lemune1×
لَتَعْلَمُletea'lemu1×
لِتَعْلَمُواlitea'lemu1×
لَعِلْمٌleilmun1×
لَعَلِمَهُlealimehu1×
لَعَلِيمٌlealimun1×
لِّلْعَٰلِمِينَlil'aalimine1×
لَنَعْلَمُlenea'lemu1×
لَيَعْلَمُleyea'lemu1×
لِّيَعْلَمَliyea'leme1×
لِيُعْلَمَliyua'leme1×
لِيَعْلَمُوٓاliyea'lemu1×
لَيَعْلَمُونَleyea'lemune1×
مُعَلَّمٌmuallemun1×
مَّعْلُومَٰتٌmea'lumatun1×
مَّعْلُومَٰتٍmea'lumatin1×
نَعْلَمَnea'leme1×
نَعْلَمُهُمْnea'lemuhum1×
وَٱعْلَمْvea'lem1×
وَتَعْلَمَve tea'leme1×
وَعَلَّمَve alleme1×
وَعَلِمَve alime1×
وَعَلَٰمَٰتٍve alamatin1×
وَعُلِّمْتُمve ullimtum1×
وَعَلَّمْتَنِىve allemteni1×
وَعَلَّمَكَve allemeke1×
وَعَلَّمَهُve allemehu1×
وَلِتَعْلَمَvelitea'leme1×
وَلِتَعْلَمُواvelitea'lemu1×
وَلِنُعَلِّمَهُvelinuallimehu1×
وَلِيَعْلَمُوٓاveliyea'lemu1×
وَنَعْلَمَve nea'leme1×
وَنَعْلَمُve nea'lemu1×
وَيَتَعَلَّمُونَve yeteallemune1×
وَيُعَلِّمُكَve yuallimuke1×
وَيُعَلِّمُكُمve yuallimukum1×
وَيُعَلِّمُهُve yuallimuhu1×
يَعْلَمyea'lem1×
يُعَلِّمَانِyuallimani1×
يَعْلَمَهُyea'lemehu1×
يَعْلَمُهُyea'lemuhu1×
يُعَلِّمُهُyuallimuhu1×
يَعْلَمُهَآyea'lemuha1×
يَعْلَمُهَاyea'lemuha1×
يَعْلَمُواyea'lemu1×
يُعَلِّمُونَyuallimune1×
Geçtiği Ayetler (728)
Fatiha 2اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙAlemlerinBakara 13وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمْ اٰمِنُوا كَمَٓا اٰمَنَ النَّاسُ قَالُٓوا اَنُؤْمِنُ كَمَٓا اٰمَنَ السُّفَـهَٓاءُۜ اَلَٓا اِنَّهُمْ هُمُ السُّفَـهَٓاءُ وَلٰكِنْ لَا يَعْلَمُونَbilenlerdenBakara 22اَلَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ فِرَاشاً وَالسَّمَٓاءَ بِنَٓاءًۖ وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَخْرَجَ بِه۪ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقاً لَكُمْۚ فَلَا تَجْعَلُوا لِلّٰهِ اَنْدَاداً وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَbile bileBakara 26اِنَّ اللّٰهَ لَا يَسْتَحْـي۪ٓ اَنْ يَضْرِبَ مَثَلاً مَا بَعُوضَةً فَمَا فَوْقَهَاۜ فَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا فَيَعْلَمُونَ اَنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْۚ وَاَمَّا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا فَيَقُولُونَ مَاذَٓا اَرَادَ اللّٰهُ بِهٰذَا مَثَلاًۢ يُضِلُّ بِه۪ كَث۪يراً وَيَهْد۪ي بِه۪ كَث۪يراًۜ وَمَا يُضِلُّ بِه۪ٓ اِلَّا الْفَاسِق۪ينَۙbilirlerBakara 29هُوَ الَّذ۪ي خَلَقَ لَكُمْ مَا فِي الْاَرْضِ جَم۪يعاً ثُمَّ اسْتَوٰٓى اِلَى السَّمَٓاءِ فَسَوّٰيهُنَّ سَبْعَ سَمٰوَاتٍۜ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَل۪يمٌ۟bilirBakara 30وَاِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰٓئِكَةِ اِنّ۪ي جَاعِلٌ فِي الْاَرْضِ خَل۪يفَةًۜ قَالُٓوا اَتَجْعَلُ ف۪يهَا مَنْ يُفْسِدُ ف۪يهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَٓاءَۚ وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَۜ قَالَ اِنّ۪ٓي اَعْلَمُ مَا لَا تَعْلَمُونَbilirim · siz biliyorBakara 31وَعَلَّمَ اٰدَمَ الْاَسْمَٓاءَ كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلٰٓئِكَةِ فَقَالَ اَنْبِؤُ۫ن۪ي بِاَسْمَٓاءِ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَve öğrettiBakara 32قَالُوا سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَٓا اِلَّا مَا عَلَّمْتَنَاۜ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَل۪يمُ الْحَك۪يمُbilensin · bilgimiz · bize öğrettiğinBakara 33قَالَ يَٓا اٰدَمُ اَنْبِئْهُمْ بِاَسْمَٓائِهِمْۚ فَلَمَّٓا اَنْبَاَهُمْ بِاَسْمَٓائِهِمْۙ قَالَ اَلَمْ اَقُلْ لَكُمْ اِنّ۪ٓي اَعْلَمُ غَيْبَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَاَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا كُنْتُمْ تَكْتُمُونَbilirim · ve bilirimBakara 42وَلَا تَلْبِسُوا الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُوا الْحَقَّ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَbildiğiniz haldeBakara 47يَا بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ اذْكُرُوا نِعْمَتِيَ الَّت۪ٓي اَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَاَنّ۪ي فَضَّلْتُكُمْ عَلَى الْعَالَم۪ينَalemlerBakara 60وَاِذِ اسْتَسْقٰى مُوسٰى لِقَوْمِه۪ فَقُلْنَا اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْحَجَرَۜ فَانْفَجَرَتْ مِنْهُ اثْنَتَا عَشْرَةَ عَيْناًۜ قَدْ عَلِمَ كُلُّ اُنَاسٍ مَشْرَبَهُمْۜ كُلُوا وَاشْرَبُوا مِنْ رِزْقِ اللّٰهِ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْاَرْضِ مُفْسِد۪ينَbilmiştiBakara 65وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ الَّذ۪ينَ اعْتَدَوْا مِنْكُمْ فِي السَّبْتِ فَقُلْنَا لَهُمْ كُونُوا قِرَدَةً خَاسِـ۪ٔينَۚbilmişsinizdirBakara 75اَفَتَطْمَعُونَ اَنْ يُؤْمِنُوا لَكُمْ وَقَدْ كَانَ فَر۪يقٌ مِنْهُمْ يَسْمَعُونَ كَلَامَ اللّٰهِ ثُمَّ يُحَرِّفُونَهُ مِنْ بَعْدِ مَا عَقَلُوهُ وَهُمْ يَعْلَمُونَbildikleri haldeBakara 77اَوَلَا يَعْلَمُونَ اَنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَbilir · bilmiyorlar mı ki?Bakara 78وَمِنْهُمْ اُمِّيُّونَ لَا يَعْلَمُونَ الْكِتَابَ اِلَّٓا اَمَانِيَّ وَاِنْ هُمْ اِلَّا يَظُنُّونَbilmezlerBakara 80وَقَالُوا لَنْ تَمَسَّنَا النَّارُ اِلَّٓا اَيَّاماً مَعْدُودَةًۜ قُلْ اَتَّخَذْتُمْ عِنْدَ اللّٰهِ عَهْداً فَلَنْ يُخْلِفَ اللّٰهُ عَهْدَهُٓ اَمْ تَقُولُونَ عَلَى اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَbilmediğinizBakara 95وَلَنْ يَتَمَنَّوْهُ اَبَداً بِمَا قَدَّمَتْ اَيْد۪يهِمْۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ بِالظَّالِم۪ينَbilirBakara 101وَلَمَّا جَٓاءَهُمْ رَسُولٌ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ مُصَدِّقٌ لِمَا مَعَهُمْ نَبَذَ فَر۪يقٌ مِنَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَۗ كِتَابَ اللّٰهِ وَرَٓاءَ ظُهُورِهِمْ كَاَنَّهُمْ لَا يَعْلَمُونَbilmiyorlarmışBakara 102وَاتَّـبَعُوا مَا تَتْلُوا الشَّيَاط۪ينُ عَلٰى مُلْكِ سُلَيْمٰنَۚ وَمَا كَفَرَ سُلَيْمٰنُ وَلٰكِنَّ الشَّيَاط۪ينَ كَفَرُوا يُعَلِّمُونَ النَّاسَ السِّحْرَۗ وَمَٓا اُنْزِلَ عَلَى الْمَلَكَيْنِ بِبَابِلَ هَارُوتَ وَمَارُوتَۜ وَمَا يُعَلِّمَانِ مِنْ اَحَدٍ حَتّٰى يَقُولَٓا اِنَّمَا نَحْنُ فِتْنَةٌ فَلَا تَكْفُرْۜ فَيَتَعَلَّمُونَ مِنْهُمَا مَا يُفَرِّقُونَ بِه۪ بَيْنَ الْمَرْءِ وَزَوْجِه۪ۜ وَمَا هُمْ بِضَٓارّ۪ينَ بِه۪ مِنْ اَحَدٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِۜ وَيَتَعَلَّمُونَ مَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنْفَعُهُمْۜ وَلَقَدْ عَلِمُوا لَمَنِ اشْتَرٰيهُ مَا لَهُ فِي الْاٰخِرَةِ مِنْ خَلَاقٍ۠ وَلَبِئْسَ مَا شَرَوْا بِه۪ٓ اَنْفُسَهُمْۜ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ(bunu) bilselerdi! · fakat öğreniyorlardı · gayet iyi biliyorlardı ki · öğreterek · onlar öğreniyorlardı · onlar öğretmezlerdi
Kavramsal Karşıtlar
Proto-Semitik Bağları

Akkadca / LAMĀDU: Doğrudan öğrenmek, alışmak, tanımak anlamındadır (Arapçadaki 'm' ve 'l' yer değiştirmiştir — metatez).

Kenanca / Fenikece / ILM: Genellikle gizli olan/ebediyet ile ilişkilendirilse de (İbranice ʿolam gibi), belirgin işaret anlamı her zaman korunmuştur.

İbranice / ALAM / OLAM: İbranicede bu kök gizlemek (he-ʿelīm) veya gizli/belirsiz zaman — ebediyet (ʿolam) anlamlarına kaysa da, Arapça bu kökün "görünür kılma/işaretleme" yönünü zirveye taşımıştır.

Süryanice / Aramice / ALMA: Dünya, evren veya çağ anlamında kullanılır. Tıpkı Arapçadaki âlem mantığı gibi, zamanın ve mekânın işaretlenmiş kesitini ifade eder.

Diğer Kökler