لبب
LBB
Her şeyin kabuğundan ayrılmış halis ve seçkin içi, kalbe konan ve hevadan arınmış öz, bir yerde durup kalmak ve göğsün en üst noktası
Her şeyin kabuğundan ayrılmış halis ve seçkin içi, kalbe konan ve hevadan arınmış öz, bir yerde durup kalmak ve göğsün en üst noktası
Kökün bütün çekim ve türevlerinin Kuran’daki toplam görünümü.
Ayetlerde filtrelenebilir temel türev form ailesi.
Bulanıklık, duygu, önyargı, sahte görüntüler ya da geçici hevesler ortadan kalktığında varlığın ya da hakikatin en dipte parlayan, bozulmaz, değişmez ve en arı merkezine ulaşmak. Filtrelenmiş, tortusundan arındırılmış mutlak öze inmek. Kökte lübb her şeyin halisi ve seçkinidir. Kişinin lübbü kalbine konan ve hevadan arınmış özdür. Kuran'da özlüler tezekkür eder, onlara takva ile seslenilir, halisi karışıktan ayırır ve sözün en güzeline uyarlar.
lübb, öz, iç, çekirdek, halis, seçkin, lübb sahibi olmak, lebib, durup kalmak, bir işe bağlı kalmak, telbiye, göğsün üstü, gerdanlık yeri, yakadan tutmak, kuşanmak
lubb, core, kernel, the pure part, the choicest, to become endowed with lubb, discerning, to remain in a place, to keep to a matter, the talbiya, upper chest, the place of the necklace, to seize by the collar, to gird oneself
Kök her şeyin halisi ve seçkinidir. Cevizin ve bademin içi, hurmanın göbeği ve buğdayın en ince unu lübbdür. Kişinin lübbü kalbine konan ve hevadan arınmış özdür. Kök bir yerde durup kalmayı ve göğsün en üst noktasını da anlatır. Kuran kökü yalnız ülü'l-elbab kalıbıyla kullanır, bu sayfa onu özlüler diye karşılar. Özlüler tezekkür eder, onlara takva ile seslenilir ve halisi karışıktan ayırırlar.
1. Halis ve seçkin
Kökte lübb her şeyin halisi ve seçkinidir. Meyvede içi yenen ve dışı atılan kısım lübbdür, cevizin ve bademin içi böyledir. Hurmanın lübbü onun göbeğidir. Ekin taneye dolunca lübb bağlamış olur, tane un bağlayınca da öyle denir. Buğdayın en ince unu, fıstığın içi, devenin en iyisi ve bir soyun en halisi bu kökle anılır. Bir topluluğun lübbü onun seçkinleridir. Bir şeyin lübbü onun kendisi ve hakikatidir. QORE okumasında lübb kabuktan ayrılmış içtir. Dış atılır, iç kalır ve beslenmeye yarar.
2. Kalbe konan
Kökte kişinin lübbü kalbine konan akıl diye tanımlanır. Bu akıl hevadan ve kuruntulardan arındığında lübb adını alır. Bu tanıma göre her lübb akıldır, her akıl lübb olmaz. Lübb sahibi olmak bu köktendir, lübb sahibi kişiye lebib denir. Bir kişinin lübbünü sınamak da bu kökle söylenir. Kalbe bağlı ve şefkatin kaynağı sayılan damarlar da bu kökle anılır. Kuran'da akıl bir isim olarak geçmez, akletmek fiil olarak gelir. Lübb ise yalnız isim olarak, yalnız çoğul ve yalnız ülü'l-elbab kalıbıyla gelir. QORE okumasında lübb kalbin içinde ayıklanmış olandır. Kalp döner, lübb kalır.
3. Durup kalmak ve telbiye
Kökte bir yerde durup kalmak, oradan ayrılmamak ve bir işe bağlı kalmak bu kökle söylenir. Develeri sürmekten hiç ayrılmayan sürücüye ve işinden ayrılmayan kişiye bu kökten ad verilir. Telbiye bu köktendir ve hacda okunur. Telbiye kökte dört yolla açıklanır. İlki burada durup kalıyorum, tekrar tekrar demektir. İkincisi çağrıya karşılık vermektir. Üçüncüsü sana yönelmektir, iki ev karşı karşıya durunca biri ötekinin hizasında durur denir. Dördüncüsü halis olmaktır, soyu halis olana bu kökle ad verilir. Bakara suresinin 197. ayetinde hac ayetinin sonunda özlülere seslenilir. QORE okumasında lübb kalandır. Kabuk gider, iç durup kalır, çağrıya karşılık veren de yerinde durup kalandır.
4. Göğsün üstü
Kökte göğsün en üst noktası, gerdanlığın oturduğu yer bu kökle anılır. Eyerin göğse bağlanan kayışı da bu köktendir. Birini yakasından tutup çekmek, giysisini göğsünde toplayıp kuşanmak ve silah kuşanıp savaşa hazırlanmak bu kökle söylenir. Geniş bir hal içinde olan kişiye göğsünün üstü rahat denir. Bir kumulun önü ve inceldiği yeri de bu kökle anılır. QORE okumasında kök içi ve önü birlikte taşır. Lübb içte kalan özdür, göğsün üstü ise önde duran ve tutulan yerdir.
5. Özlüler
Kuran kökü yalnız ülü'l-elbab kalıbıyla kullanır. QORE bu kalıbı özlüler diye karşılar. Özlü, içi dolmuş ve halis özü taşıyandır. Türkçede tanesi dolmuş başağa özlü başak denir, kökte de ekin taneye dolunca lübb bağlamış olur. Bu kalıpta özlüler bir şey yapar ya da kendilerine bir şey verilir. Yaptıkları tezekkürdür. Onlara takva ile seslenilir. Onlara ayetler, ibret, hikmet, hüda ve zikra verilir. Al-i İmran suresinin 190. ve 191. ayetlerinde göklerin ve yerin yaratılışında ve gece ile gündüzün ardı ardına gelişinde özlüler için ayetler vardır. Onlar ayakta, otururken ve yanları üzerinde Allah'ı zikreder ve göklerin ve yerin yaratılışı üzerine tefekkür ederler. Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın derler. QORE okumasında lübb bir edim olmaz, bir sahipliktir. Tezekkür ve tefekkür edimdir, lübb o edimlerin sahibinde kalandır.
6. Tezekkür
Kuran özlüleri en çok tezekkürle anar. Bakara suresinin 269. ayetinde Allah hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilirse ona çok hayır verilmiştir. Yalnız özlüler tezekkür eder. Rad suresinin 19. ayetinde Rabbinden sana indirilenin hak olduğunu bilen kişi kör olan gibi midir diye sorulur. Yalnız özlüler tezekkür eder. Zümer suresinin 9. ayetinde bilenlerle bilmeyenler bir olur mu diye sorulur ve aynı söz tekrar edilir. Sad suresinin 29. ayetinde kitap mübarek olarak indirilmiştir, ayetleri tedebbür edilsin ve özlüler tezekkür etsin diye. QORE okumasında tezekkür bilinenin yeniden ve içten hatırlanmasıdır. Özlü indirileni kabuğunda bırakmaz, özünü hatırlar.
7. Takva ile seslenmek
Kuran özlülere her seslenişinde takvayı anar. Bakara suresinin 179. ayetinde kısasta sizin için hayat vardır, ey özlüler, umulur ki sakınırsınız denir. 197. ayette azık edinin, azığın en hayırlısı takvadır, benden sakının, ey özlüler denir. Maide suresinin 100. ayetinde habis ile tayyib bir olmaz, habisin çokluğu hoşuna gitse de, Allah'tan sakının, ey özlüler denir. Talak suresinin 10. ayetinde Allah'tan sakının, ey iman eden özlüler, Allah size bir zikir indirmiştir denir. QORE okumasında lübb kabuğu atandır, takva da kaçınılacak olandan sakınmaktır. İkisi aynı ayıklamanın iki yüzü olur.
8. Ayırt etmek
Özlülerin anıldığı ayetler bir ayrımı öne çıkarır. Maide suresinin 100. ayetinde habis ve tayyib, Rad suresinin 19. ayetinde bilen ve kör, Zümer suresinin 9. ayetinde bilen ve bilmeyen ayrılır. Al-i İmran suresinin 7. ayetinde kitabın ayetlerinin bir kısmı muhkemdir ve kitabın anasıdır, diğerleri müteşabihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar fitne ve te'vil aramak için müteşabih olana uyar. İlimde derinleşenler hepsi Rabbimizin katındandır der. Yalnız özlüler tezekkür eder. Zümer suresinin 18. ayetinde sözü dinleyip en güzeline uyanlar, Allah'ın hidayet ettikleri ve özlüler onlardır. Kökte lübb sürünün ve soyun en seçkinidir. QORE okumasında özlü çokluğa bakmaz, halisi seçer. Habisin çokluğu onu aldatmaz, sözün en güzelini ayırıp ona uyar.
9. Lübb, akletmek, kalp, fuad ve tefekkür
Kuran'da kalp döner ve akleder, fuad meyleder ve sabitlenir, tefekkür ve tedebbür birer edimdir. Akıl isim olarak geçmez, kalbin akletmesi fiil olarak gelir. Lübb ise ne bir organ ne bir edim olarak gelir, yalnız sahiplik olarak gelir. Al-i İmran suresinin 7. ayetinde kalplerinde eğrilik olanlar ile özlüler aynı ayette karşı karşıya durur. Kökte lübb kalbe konan ve hevadan arınmış özdür. QORE okumasında lübb kalbin ayıklanmış içidir. Kalp hastalanabilir, eğrilebilir ve mühürlenebilir. Lübb bu hallerden ayıklanmış olarak anılır.
Soyut okuma katmanları
QORE okumasında kök şu katmanlarda okunur. Öz, kabuktan ayrılan iç. Seçkinlik, bir şeyin en halisi. Kalış, kabuk gidince kalan ve durup kalan. Karşılık, çağrıya verilen cevap. Ayıklanmış iç, kalbe konan ve hevadan arınmış öz. Tezekkür, bilinenin içten hatırlanması. Takva, kaçınılacaktan sakınmak. Ayırt etme, halisi çokluktan seçmek.
Fiil formu
Lebbe ve yelebbu, lübb sahibi olmaktır. Elebbe, bir yerde durup kalmak ve bir işe bağlı kalmaktır. Ekin için elebbe, tanenin dolmasıdır. II. babda lebbebe, birini yakasından tutup çekmektir. Tane için lebbebe, un bağlamaktır. V. babda telebbebe, giysisini göğsünde toplayıp kuşanmak ve silah kuşanmaktır. X. babda istelebbe, birinin lübbünü sınamaktır. Lebba, telbiye etmektir. Kuran'da kökün fiil biçimi geçmez, yalnız elbab adı geçer.
İsim formu
Lübb ve elbab, halis iç ve kalbe konan arınmış öz. Lübab, bir şeyin en halisi, ince un ve sürünün en iyisi. Lebib, lübb sahibi, çoğulu elibba. Lebabe, lübb sahibi olmak. Lebbe ve lebeb, göğsün üstü ve gerdanlık yeri. Telbib, göğüste toplanan yaka. Telbiye, durup kalmayı ve karşılık vermeyi bildiren seslenme.
1. Ve ma yezzekkeru illa ulu'l-elbab · yalnız özlüler tezekkür eder
Bakara suresinin 269. ayetinde Allah hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilirse ona çok hayır verilmiştir. Yalnız özlüler tezekkür eder. Al-i İmran suresinin 7. ayetinde aynı söz muhkem ve müteşabih ayetlerin ardından gelir. Rad suresinin 19. ayetinde ve Zümer suresinin 9. ayetinde bu söz başka bir kuruluşla tekrar edilir. Özlüler yalnız tezekkür eder diye kurulur. Dört ayette tezekkür özlülere ayrılır. QORE okumasında hikmet, muhkem ayet, indirilen hak ve bilgi kendi başına yetmez. Tezekkür onları kabuğundan çıkarır, bunu yapan da özlüdir.
2. Ve'ttekuni ya uli'l-elbab · benden sakının, ey özlüler
Bakara suresinin 197. ayeti hac ayetidir. Hac bilinen aylardır. Kim o aylarda hacca niyet ederse hacda kadına yaklaşmak, yoldan çıkmak ve çekişmek yoktur. Ne hayır yaparsanız Allah onu bilir. Azık edinin, azığın en hayırlısı takvadır. Benden sakının, ey özlüler. Kökte telbiye de bu köktendir, durup kalmayı ve çağrıya karşılık vermeyi anlatır. Kuran özlülere seslendiği dört ayetin hepsinde takvayı anar. QORE okumasında hacca çıkan azığını seçer, azığın en hayırlısı takvadır. Özlü yükünü ayıklar ve halis olanı taşır.
3. Ellezine yestemi'une'l-kavle fe yettebi'une ahsenehu · sözü dinleyip en güzeline uyanlar
Zümer suresinin 17. ayetinde tağuttan uzak duranlara ve Allah'a inabe edenlere müjde vardır. 18. ayette onlar sözü dinleyip en güzeline uyanlardır. Allah'ın hidayet ettikleri onlardır, özlüler de onlardır. Ayet özlüleri dinlemek ve en güzeline uymak edimleriyle tanımlar. Kökte lübb sürünün en seçkini ve soyun en halisidir. QORE okumasında özlü sözlerin içinden seçer. Dinlediğinin hepsine uymaz, en güzeline uyar.
4. İnne fi zalike le-zikra li uli'l-elbab · ekinin sararması ve özlülere zikra
Zümer suresinin 21. ayetinde Allah gökten su indirir, onu yerde kaynaklara yürütür, sonra onunla renkleri farklı bir ekin çıkarır. Sonra ekin kurur, onu sararmış görürsün, sonra onu kırıntıya çevirir. Bunda özlüler için bir zikra vardır. Kökte ekin taneye dolunca lübb bağlamış olur. Tanenin içi lübbdür, sap ve saman dışta kalır. QORE okumasında ayet ekinin kabuğunu kırıntıya çevirir. Özlü sararan sapı görür ve içte kalan taneyi hatırlar.
Kökte lübb önce meyvenin içi, sonra kalbe konan arınmış öz diye tanımlanır. Kuran yalnız ikincisini, o da sahiplik olarak kullanır.
Kökte lübb kabuk gidince kalan içtir. Elebbe ise durup kalmaktır. Ayıklanan ile kalan aynı köktedir.
Kök hem içte olan özü hem göğsün en üst ve en öndeki noktasını adlandırır.
Lübb bir organ ya da edim olarak gelmez, yalnız sahiplik olarak gelir. Tezekkür, tefekkür ve tedebbür onun sahiplerinin edimleridir.
Zıt anlamlılar Kuran içi kullanımdan çıkarılacak ve bütün kökler tamamlandığında açılacak.
Bu kökün Kuran'daki anlam komşuluğu, aynı ayette en sık birlikte geçtiği köklerdir. Güç = ilişkinin tesadüfü aşma katı.
Akkadca · LIBBU · Kalp, iç, orta.
İbranice · LĒV לב, LĒVĀV לבב · Kalp, iç, düşüncenin yeri.
Aramice · LEBBĀ לבא · Kalp, iç.
Süryanice · LEBBĀ ܠܒܐ · Kalp, iç, orta.
Ugaritçe · LB 𐎍𐎁 · Kalp, istek.
Geez · LƏBB ልብ · Kalp.
Kök Sami dillerinde kalbi ve içi anlatır. Arapçada kalbin organ adı başka köktendir. Lübb kalbe konan ayıklanmış öz ve her şeyin halis içi olur.
Bakara suresinin 269. ayetinde, Al-i İmran suresinin 7. ayetinde, Rad suresinin 19. ayetinde ve Zümer suresinin 9. ayetinde tezekkür özlülere ayrılır. Hikmet, muhkem ayet, indirilen hak ve bilgi aynı sözle kapanır. Yalnız özlüler tezekkür eder.
Kuran özlülere dört ayette seslenir ve dördünde takvayı anar. Bakara suresinin 179. ayetinde umulur ki sakınırsınız, 197. ayetinde benden sakının, Maide suresinin 100. ayetinde ve Talak suresinin 10. ayetinde Allah'tan sakının denir.
Bakara suresinin 179. ayetinde kısasta sizin için hayat vardır, ey özlüler, umulur ki sakınırsınız denir. Ayet bir ölümün içinde hayatı gösterir ve özlülere seslenir.
Bakara suresinin 197. ayeti hac ayetidir ve benden sakının, ey özlüler diye kapanır. Azığın en hayırlısının takva olduğu söylenir. Kökte telbiye de bu köktendir, durup kalmayı ve çağrıya karşılık vermeyi anlatır.
Bakara suresinin 269. ayetinde Allah hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilirse ona çok hayır verilmiştir. Yalnız özlüler tezekkür eder. Hikmet verilir, tezekkürü özlü yapar.
Al-i İmran suresinin 7. ayetinde kalplerinde eğrilik olanlar fitne ve te'vil aramak için müteşabih olana uyar. İlimde derinleşenler hepsi Rabbimizin katındandır der. Yalnız özlüler tezekkür eder. Eğrilik kalbe, tezekkür özlülere yazılır.
Al-i İmran suresinin 190. ayetinde göklerin ve yerin yaratılışında ve gece ile gündüzün ardı ardına gelişinde özlüler için ayetler vardır. 191. ayette onlar ayakta, otururken ve yanları üzerinde Allah'ı zikreder, yaratılış üzerine tefekkür eder ve Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın derler. Zikir ve tefekkür özlülerin edimidir.
Maide suresinin 100. ayetinde habis ile tayyib bir olmaz, habisin çokluğu hoşuna gitse de denir. Allah'tan sakının, ey özlüler, umulur ki kurtuluşa erersiniz. Kökte lübb sürünün en seçkinidir. Özlü çokluğa bakmaz, halisi seçer.
Rad suresinin 19. ayetinde Rabbinden sana indirilenin hak olduğunu bilen kişi kör olan gibi midir diye sorulur. Zümer suresinin 9. ayetinde bilenlerle bilmeyenler bir olur mu diye sorulur. İki soru da yalnız özlüler tezekkür eder sözüyle kapanır.
Zümer suresinin 18. ayetinde sözü dinleyip en güzeline uyanlar, Allah'ın hidayet ettikleri ve özlüler onlardır. Ayet özlüleri bir seçimle tanımlar. Dinlediklerinin hepsine uymazlar, en güzeline uyarlar.
Zümer suresinin 21. ayetinde gökten inen su yerde kaynaklara yürür, renkleri farklı bir ekin çıkar. Ekin kurur, sararır ve kırıntı olur. Bunda özlüler için bir zikra vardır. Kökte ekin taneye dolunca lübb bağlamış olur.
Sad suresinin 29. ayetinde kitap mübarek olarak indirilir, ayetleri tedebbür edilsin ve özlüler tezekkür etsin diye. Yusuf suresinin 111. ayetinde kıssalarda özlüler için bir ibret vardır. Mümin suresinin 54. ayetinde Musa'ya verilen kitap özlüler için bir hüda ve bir zikradır. İbrahim suresinin 52. ayetinde bu söz bir tebliğdir, özlüler tezekkür etsin diye.
Kökte kişinin lübbü kalbine konan akıl diye tanımlanır ve bu akıl ancak hevadan ve kuruntudan arındığında lübb adını alır. Kuran'da akıl isim olarak geçmez, akletmek kalbin fiilidir. Lübb yalnız sahiplik olarak gelir, fuadla aynı ayette geçmez. QORE okumasında kalp döner ve akleder, fuad meyleder, lübb ayıklanmış olarak kalır.
Kuran insandaki ayırt etme yetisini sahipler kalıbıyla birkaç adla anar. Taha suresinin 54. ayetinde nüha sahipleri için ayetler vardır, Al-i İmran suresinin 13. ayetinde gözler sahipleri için ibret vardır, Fecr suresinin 5. ayetinde hicr sahibi için bir yemin vardır. Yusuf suresinin 111. ayetinde aynı kuruluşla özlüler için bir ibret vardır. Nüha ve hicr dizgin vuran ve tutan yetidir, ebsar gözlerdir. Lübb ise ayıklanmış içtir. Bu kalıpta en çok anılan lübbdür.
Kök her şeyin halisi ve seçkinidir, meyvenin içi ve buğdayın en ince unudur. Kişinin lübbü kalbine konan ve hevadan arınmış özdür. Kök durup kalmayı da anlatır, telbiye bu köktendir. Kuran kökü yalnız ülü'l-elbab kalıbıyla kullanır, bu sayfa onu özlüler diye karşılar. Yalnız özlüler tezekkür eder. Onlara her seslenişte takva anılır. Özlü halisi çokluktan seçer ve sözün en güzeline uyar.
Bu kök üzerine düşüncen var mı?
Okuma notlarını paylaş, sorularını sor ve tartışmaya katıl.