طير
ṬYR
Zeminden kopup havada hızla hareket etmek, dağılıp yayılmak, payların sahiplerine uçması, hafiflik ve uçuştan pay okumak
Zeminden kopup havada hızla hareket etmek, dağılıp yayılmak, payların sahiplerine uçması, hafiflik ve uçuştan pay okumak
Kökün bütün çekim ve türevlerinin Kuran’daki toplam görünümü.
Ayetlerde filtrelenebilir temel türev form ailesi.
Bir varlığın veya nesnenin yerçekimine ve sabitliğe bağlı kalmayarak hafiflemesi, kontrolsüz veya hızlı bir biçimde boşlukta hareket etmesi, etrafa saçılıp dağılması ve bu hareketin getirdiği öngörülemezlik ve akışkanlık hali. Kökün aslı kanatlının havadaki hareketidir. Uçan şey yerinden kopar, dağılır ve yayılır, pay da sahibine böyle uçar.
uçmak, havalanmak, hızla gitmek, dağılmak, yayılmak, uçurmak, paylaştırmak, uçanlar, kuş, uçan, pay, kısmet, amel, uğursuzluk saymak, hafiflik, yayılan
to fly, to take off, to rush, to disperse, to spread, to make fly, to distribute, flyers, birds, a flyer, lot, share, deed, to augur ill, lightness, spreading
Kökün aslı kanatlının havadaki hareketidir. Fiil kendi başına geçişsizdir, bir şeyi uçurmak ise fiil çoğaltılarak, ön ekle ya da bir edatla söylenir. Uçan her şey bulunduğu yerden kopar. Kök bu kopuşun sonuçlarını da taşır. Uçan şey hızla gider, dağılır, yayılır ve payına düşene ulaşır. Hafif olan uçar, ağır olan yerinde kalır. Araplar uçuşun yönünden pay okurdu, kök bu eski katmanı da saklar. Kuran'da tayr bir tür adı olarak kalmaz, uçanların topluluğudur. Tair ise insanın payı ve amelidir.
1. Havada hareket ve hız
Kökte uçmak kanat sahibinin havadaki hareketidir. Uçuş kelimesi kanatsız hız için de kullanılır. Bir topluluk birine bölük bölük ve tek tek uçar, yani koşar. Bir savaşçı kılıcıyla uçar. Çabuk koşan ata uçan denir, koşusu öyle hızlanır ki neredeyse uçurulacaktır. Enam suresinin 38. ayetinde iki kanadıyla uçan bir tair anılır. Kanat kaydı bu yüzden anlam taşır, ayet uçuşu kanatlıya bağlar. Uçuş yeri, yani havalanılan yer de bu köktendir. Ağzı geniş kuyuya da uçuş yeri gibi açık olduğu için bu kökten ad verilir.
2. Dağılma ve yayılma
Kökte bir şeyin uçuşması onun dağılıp gitmesidir. Öfkeden parçalanan bir kişinin bir parçası göğe, bir parçası yere uçar. Kafatasının dikişleri parça parça ayrılır. Şafak ufka yayılır ve kökte yayılan şafak diye anılır. Toz havaya yayılır, şimşek göğün ufkuna yayılır, ağaran saç başa yayılır. Bir yangın gittiği yerin her yanına uçar. Bir çatlak duvarı boydan boya sarar, camda yarık bir uçtan öbür uca yürür, giyside eskime bütün parçalara yayılır. Kökte yarılma ve çatlama da bu fiille söylenir. Bulut göğü kaplayıp dağılır. İnsan suresinin 7. ayetinde şerri yayılmış bir günden korkulur. QORE okumasında ṬYR merkezden kopan şeyin her yöne yayılmasıdır.
3. Pay ve dağıtım
Kökte mal bir topluluk arasında uçurulur, her birine payı uçar. Mirasta paylar tek ve çift olarak uçar, her mirasçının hissesi ona varır. Bir kumaş evdekiler arasında uçurulur, yani paylaştırılır. Bir topluluğa kim düşerse onlara o uçmuş sayılır. Tair kelimesi bu yüzden insanın payıdır, hissesi, kısmeti ve amelidir. Kökte tair bir insana bilinenler arasında takdir edilen şeydir. QORE okumasında ṬYR bir bütünün paylara ayrılıp her payın sahibine ulaşmasıdır. Pay sahibini bulur.
4. Hafiflik ve sükunet
Kökte bir kişide uçuş varsa o kişide hafiflik ve savrukluk vardır. Hafifliğinin kenarlarını dizginle denir. Gençlerin uçuşları onların kaymalarıdır. Kökün zıddı sükunettir. Hiç kıpırdamayan, vakur bir topluluk için başlarında tayr varmış gibi denir. Tayr ancak hareketsiz bir şeyin üzerine konar, kıpırdayan bir başta durmaz. Vakur kişiye uçanı sakin denir. Kök bilinci de anlatır. Eski şiirde tair beyindir, beyin kafatasından uçup gider. Kalp uçar, yani yöneldiği yana meyleder ve ona tutunur. Öfke uçar, uçanı uçtu denir. QORE okumasında ṬYR ağırlığın ve sabitliğin çözülmesidir. Hafif olan uçar, vakar ise uçanı başında tutar.
5. Uçuştan pay okumak
Araplar yola çıkmadan önce tayrı ürkütür, onun uçuşundan pay okurdu. Önlerinden geçen her şey için de aynı şey yapılırdı. Tayr bir yana uçarsa hayır, öbür yana uçarsa şer okunurdu. Uğursuzluk bu yüzden tayr ve tair adıyla anılır. Eski şiirde uğursuz yıldızların tayrı kişiyi en kötüye taşır. Kuran bu katmanı gönderilenlere yöneltilen bir suçlamada anar. Firavun ailesi başlarına bir kötülük gelince Musa'yı ve onunla olanları uğursuz sayar. Semud Salih'e ve onunla olanlara aynı şeyi söyler. Bir kentin halkı kendilerine gelen gönderilenlere biz sizi uğursuz saydık der. Gönderilenlerin cevabı her yerde aynı yöne bakar. Tairiniz Allah katındadır, tairiniz sizinledir. QORE okumasında Kuran payı uçuşun yönünden alır, insanın boynuna ve Allah katına iade eder.
6. Tutulan ve toplanan
Nahl suresinin 79. ayetinde ve Mülk suresinin 19. ayetinde tayr göğün boşluğunda boyun eğdirilmiş halde durur, açılır ve kapanır. Onları Allah'tan başkası tutmaz. Tayrın yerde bir dayanağı yoktur, onu tutan tektir. Enam suresinin 38. ayetinde yerde yürüyen her canlı ve iki kanadıyla uçan her tair sizin gibi ümemdir ve Rablerine toplanırlar. Nur suresinin 41. ayetinde saf saf açılmış tayr da Allah'ı tesbih eder, her biri kendi salatını ve tesbihini, yani düzendeki görevini ve onu sürdürüşünü bilir. Neml suresinin 17. ayetinde Süleyman'ın cünudu cin, ins ve tayrdan toplanır ve düzenle yürütülür. Sad suresinin 19. ayetinde tayr Davud'un yanında toplanmış halde durur, her biri ona döner. QORE okumasında tayr dağınık bir hareketin topluluk halinde tutulması ve toplanmasıdır.
7. Çamurdan tayr ve diriliş
Al-i İmran suresinin 49. ayetinde İsa Beni İsrail'e Rabbinizden bir ayetle geldim der. Sizin için çamurdan tayr biçimi gibi bir şey halk ederim, ona nefh ederim ve Allah'ın izniyle tayr olur. Ekmehi ve ebrası iyileştiririm, ölüleri Allah'ın izniyle diriltirim, yediğinizi ve beytlerinizde biriktirdiğinizi size haber veririm. Maide suresinin 110. ayetinde aynı sahne bir öğretimin içinde anlatılır. Allah İsa'yı kutsal ruhla destekler, ona kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretir. Ardından çamurdan tayr biçimi gelir ve ölüler çıkarılır. Çamurdan halk ve nefh Kuran'da insanın yaratılışının formülüdür. Sad suresinin 71. ve 72. ayetlerinde Allah çamurdan bir beşer halk eder ve ona ruhundan nefh eder. Secde suresinin 7. ve 9. ayetlerinde insanın halkı çamurdan başlar, sonra ona ruhundan nefh edilir ve ona işitme, görme ve gönüller verilir. Al-i İmran suresinin 59. ayetinde İsa'nın meseli Adem'in meseline benzetilir. Sur'a nefh edildiğinde ölüler kabirlerinden Rablerine akar, Yasin suresinin 51. ayetinde. Kökte ekmeh doğuştan görmeyen olduğu gibi gözü sonradan kararan, aklı elinden alınmış ve şaşkınlıkla gidip gelen kişidir. Enam suresinin 122. ayetinde ölü olan diriltilir ve ona insanlar içinde yürüyeceği bir nur verilir. QORE okumasında çamur yere bağlı, henüz biçim almamış insandır. İsa öğrettiği kitap ve hikmetle ona bir biçim verir, ona nefh eder ve o Allah'ın izniyle yerden kopan bir tayr olur. Görmeyen görür, ölü olan çıkar. İsa'nın ayeti bir topluluğu biçimlendirip ona hayat soluyan bir öğretimdir.
Soyut okuma katmanları
QORE okumasında kök şu katmanlarda okunur. Zeminden kopuş, yerde dayanağı olmayan ve yalnız Allah tarafından tutulan. Hız, kanatsız koşunun da uçuş sayılması. Dağılma ve yayılma, şafak, toz, yangın, çatlak ve şer. Pay, bir bütünün paylara ayrılıp her payın sahibine uçması. Hafiflik ve vakar, savrukluk ile başında tayr taşıyan sükunet. Bilinç, uçan beyin, uçan kalp, uçan öfke. Uçuştan pay okumak ve payın insanın boynuna iadesi. Ümem ve cünud, tutulan, toplanan ve dönen topluluk. Salat, uçanın düzendeki görevi olarak uçmak, dağılmak ve yaymak. Çamurdan kalkış, öğretimle biçim alan ve nefhle hayat bulan topluluk. Çağrı ve dönüş, dağılmış olanın çağrıyla merkezine gelmesi. Bölük bölük gönderilen hafif güç.
Fiil formu
Tara ve yetiru, kanatla havada hareket etmek, uçmak, hızla gitmek, dağılmak ve payına düşmektir. Enam suresinin 38. ayetinde iki kanadıyla uçan bir tair anılır. V. babda tetayyara ve onun kaynaşmış biçimi ittayyara, bir şeyden ya da birinden uğursuzluk okumaktır. Araf suresinin 131. ayetinde, Neml suresinin 47. ayetinde ve Yasin suresinin 18. ayetinde gönderilenlere bu fiil yöneltilir. X. babda istatara, her yana yayılmaktır. İnsan suresinin 76. ayetinde şerri yayılmış bir gün anılır. VI. bab tetayara Kuran'da geçmez, kökte kayıtlıdır ve uçuşup dağılmak anlamına gelir.
İsim formu
Tayr, uçanların topluluğu. Kelime dişil topluluk adıdır, tekili tairdir. Tair, uçan tek bir canlı, aynı zamanda insanın payı, hissesi ve ameli. Tıyara, uğursuzluk okuma. Tayra, hafiflik ve savrukluk. Matar, uçuş yeri. Müstatir, her yana yayılan.
1. Boyundaki tair
İsra suresinin 13. ayetinde Allah her insanın tairini boynuna bağlar ve kıyamet gününde ona yayılmış olarak karşılaşacağı bir kitap çıkarır. Tair kökte insanın payı, hissesi ve amelidir. Araplar insanın payını tayrın uçuşundan okurdu. Ayet payı uçuşun yönünden alır ve insanın boynuna bağlar. Kökte tair aynı zamanda insanın ondan uçup giden ameli, hayrı ve şerridir. Kökün yayılma katmanı ayetin içinde başka bir kökle karşılık bulur. Boyuna bağlanan tair kitaba dönüşür ve o kitap yayılmış olarak gelir. QORE okumasında insanın boşluğa saldığı her şey uçar, dağılır ve sonunda kendi boynuna konar.
2. Resule yüklenen pay
Yasin suresinin 18. ayetinde bir kentin halkı kendilerine gelen gönderilenlere biz sizi uğursuz saydık der, vazgeçmezseniz sizi taşlarız ve size bizden acı bir azap dokunur der. Yasin suresinin 19. ayetinde gönderilenler tairiniz sizinledir, size hatırlatıldı diye mi böyle diyorsunuz, siz israf eden bir kavimsiniz der. Araf suresinin 131. ayetinde Firavun ailesine iyilik gelince bu bizimdir der, kötülük gelince Musa'yı ve onunla olanları uğursuz sayar. Ayet onların tairi ancak Allah katındadır der. Neml suresinin 47. ayetinde Semud Salih'e seni ve seninle olanları uğursuz saydık der. Salih tairiniz Allah katındadır, siz fitneye düşen bir kavimsiniz der. Her sahnede suçlama bir gönderilene yöneltilir. Her sahnede cevap payı suçlayanın kendisine ve Allah katına iade eder. QORE okumasında uğursuzluk okumak payını dışarıda arayan bir topluluğun hatırlatmadan kaçışıdır.
3. Dört tayr
Bakara suresinin 260. ayetinde İbrahim Rabbine seslenir, ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster der. Ona iman etmedin mi denir. İbrahim evet der, kalbim mutmain olsun diye. Cevap gelir. Uçanlardan dördünü al, onları kendine yönelt, sonra her cebel üzerine onlardan bir cüz' kıl, sonra onları çağır, sana sa'y ile gelirler. Bil ki Allah azizdir, hakimdir. Fasurhunne fiili kökte yöneltmek, eğmek, kendine çevirmek ve kendine toplamaktır. Ayetteki sana doğru kaydı bu yönü sabitler. Bu fiilin kesmek anlamı azınlıkta kalan bir okumaya bağlanır ve kökte zorlanarak bulunur. Aynı kökte çağırana cevap veren serçe kaydı vardır. Cüz' Kuran'da her geçtiği yerde bir topluluktan ayrılan paydır, beden parçası anlamında hiç geçmez. Hicr suresinin 44. ayetinde cehennemin her kapısı için onlardan paylaştırılmış bir cüz' vardır. Ayetin kalıbı Bakara suresindekiyle aynıdır. Ayet uçarak gelirler demez, sa'y ile gelirler der. Sa'y çabanın ve yönelişin kelimesidir.
QORE okumasında ayet iki katmanda okunur. Birinci katman yöneltme ve çağrıdır. Tayr kendine yöneltilir ve çağırana cevap verir hale gelir. Dağıtıldığı yerden çağrıyla döner. Diriliş dağılmış olanın çağrıyla merkezine dönüşüdür. Kökün pay katmanı da aynı yöne bakar, uçan pay sahibine varır.
İkinci katman toplulukların dirilişidir. Ayetten hemen önce Bakara suresinin 259. ayetinde çatıları üzerine çökmüş bir kentin nasıl diriltileceği sorulur. 243. ayette binler halinde yurtlarından çıkanlara ölün denir, sonra diriltilirler. QORE okumasında dört tayr ölüm halinde dağılmış topluluklardır. Önce bir merkeze yöneltilir, sonra paylara ayrılıp yerlere konur. Ayette okunuş dağdır, cebel kökü kalabalık bir topluluğu da anlatır. Yasin suresinin 62. ayetinde ve Şuara suresinin 184. ayetinde topluluk bu kökle anılır. Sonra topluluklar çağrılır ve sa'y ile gelirler. Hac suresinin 26. ayetinde İbrahim'e beytin yeri gösterilir, 27. ayette insanlara çağrıda bulunması söylenir. Yaya olarak ve her binek üzerinde gelirler, her derin yoldan gelirler. Bakara suresinin 260. ayeti de her cebel üzerine der ve gelirler der. Enfal suresinin 24. ayetinde Allah ve resul sizi diriltecek olana çağırdığında cevap verin denir. Enam suresinin 122. ayetinde ölü olan diriltilir ve ona insanlar içinde yürüyeceği bir nur verilir. Kökte Ka'be dörtlenmiş beyttir, dört köşeli her beyt bu adla anılır. Maide suresinin 97. ayetinde Ka'be insanlar için bir kıyamdır. Bakara suresinin 125. ayetinde beyt insanlar için dönülen bir yerdir. QORE okumasında dört tayr dağılmış toplulukların dört köşeli bir beytin kuruluş ilkelerine toplanmasıdır. Manen ölü olan topluluk vahyin çağrısına sa'y ile gelir ve dirilir.
4. Bölük bölük uçanlar
Fil suresinin 3. ayetinde Rab fil ashabının üzerine bölük bölük uçanlar gönderir. 4. ayette onlar fil ashabını siccilden taşlarla taşlar, 5. ayette Rab onları yenmiş bir ekin yaprağı gibi kılar. Ebabil kelimesi deve sürüsünün bölük bölük gelişini anlatan bir kökten gelir. Kelimenin anlamı bölük bölük, birbiri ardınca, buradan ve oradan gelen dağınık topluluklardır. Eski şiirde bir hurmanın üzerinde bölük bölük ötüşen tayr bu kelimeyle anılır. Ebabil adında bir tayr türü metinde yoktur. Taşlamak fiili dişil tekildir, gramer de tayrın bir topluluk olduğunu gösterir.
Siccil kökte sicil ile, yani yazılı kayıt ve belge ile aynı maddede durur. Kökte siccilden olan, onlar için yazılmış olandır. Siccil aynı zamanda gönderilmiş olan ve pay olarak kayıtlıdır. Zariyat suresinin 33. ve 34. ayetlerinde Lut kavmine gönderilen çamurdan taşlar Rabbin katında sınırı aşanlar için işaretlenmiştir. Hud suresinin 82. ayeti bu taşları dizi dizi diye niteler. Şuara suresinin 173. ayeti bu yağmuru uyarılanların yağmuru diye anar. Enbiya suresinin 18. ayeti hareketin kendisini söyler, hak batılın üzerine fırlatılır, onun dimağını parçalar ve batıl yok olup gider.
Surenin her ayeti başka bir helak sahnesinin formülünü taşır. Rabbin ne yaptığını görmedin mi sorusu Ad sahnesine, keydin saptırılması Firavun sahnesine, siccilden taşlar Lut kavmine, savrulan ekin yaprağı fırtına sahnesine bağlanır. Fecr suresi sınır sahibine seslenir ve sınırı aşanları anlatır. Fil suresi o listeye sınırı aşan bir güç daha ekler.
QORE okumasında bölük bölük gönderilenler art arda gelen gönderilenler ve taşıdıkları ayetlerdir. Siccilden taşlar Rabbin katındaki kayıttan gelen ve batılı dağıtan hakikat bilgisidir. Fil suresinde sınırı aşan hantal güce onu men eden ve sınırlayan metaforik taşlar atılır. Lut kavmine yağdırılan siccilden taşlar da aynı okumayla gönderilenlerin o topluluğa tebliğ ettiği ve onlara özgü ayetler olarak açılır. Fil ağırlığın ve hantal gücün adıdır, tayr hafifliğin ve dağınık hareketin. Hantal güç sahibi anlayışı kıt olanlar zümresinin karşısına bölük bölük, hafif ve ardışık gelen gönderilenler ve ayetler çıkar. Hak batılın üzerine fırlatılır ve batıl savrulmuş bir ekin yaprağı gibi dağılır.
Tayr Türkçede kuş diye bir tür adına iner. Kökte uçanların topluluğudur, tair ise pay ve ameldir. Kanatsız hız da uçuş sayılır.
Kök uçuştan pay okumayı taşır. Kuran payı uçuşun yönünden alır, boyna ve Allah katına iade eder. Araf ve Neml surelerinde tair Allah katındadır, Yasin suresinde sizinledir.
Fasurhunne kökte yöneltmektir. Kesmek anlamı azınlık okumasına bağlıdır. Cüz' Kuran'da bir topluluğun payıdır.
Bakara 260'ta okunuş dağdır. Kök kalabalık topluluğu da anlatır. Topluluk okuması QORE okuması olarak durur.
Kök hafifliği ve savrukluğu anlatır. Zıddı, başında tayr konmuş gibi duran sükunet, yine bu kökle söylenir.
Al-i İmran 49 ve Maide 110 sahneyi Allah'ın izniyle olan bir ayet olarak sunar. Çamurdan halk ve nefh Kuran'da insanın yaratılışının formülüdür, sahne bir öğretimin içinde anlatılır. Sayfa soyut katmanı kurar.
Bakara 260 yöneltme ve çağrı olarak da, toplulukların beyte toplanması olarak da okunur. Metin tayr der, iki okuma formül bağlarıyla kurulur.
Zıt anlamlılar Kuran içi kullanımdan çıkarılacak ve bütün kökler tamamlandığında açılacak.
Bu kökün Kuran'daki anlam komşuluğu, aynı ayette en sık birlikte geçtiği köklerdir. Güç = ilişkinin tesadüfü aşma katı.
Süryanice · ṬAYRĀ ܛܝܪܐ · Kuş, kuşlar, kanatlı böcek. Aynı kökte sürü anlamı da kayıtlıdır.
Kök Arapçada ve Aramice kolunda yaşar. İbranice, Fenikece ve Kitabi Aramice kuş için başka bir kök kullanır, Akadca ve Ugaritçe de öyle. Kökün yeniden kurulan en eski anlamı kuş ve kuşlardan pay okumaktır. Kehanet katmanı kökün en eski tabakasındadır.
Enam suresinin 38. ayetinde yerde yürüyen her canlı ve iki kanadıyla uçan her tair sizin gibi ümemdir. Kitapta hiçbir şey eksik bırakılmamıştır, sonra Rablerine toplanırlar. Tayr bir topluluktur, insanla aynı ölçüde ümmettir.
Enam suresinin 38. ayetinde tair iki kanadıyla uçar. Kökte uçuş kanatsız hız için de kullanılır, bir topluluk birine bölük bölük uçar. Ayetin kanat kaydı uçuşu kanatlıya bağlar. Kanat kaydı olmayan yerde uçuş kelimesi daha geniş bir hareketi taşır.
Nahl suresinin 79. ayetinde kuşlar göğün boşluğunda boyun eğdirilmiş halde durur, onları Allah'tan başkası tutmaz. Mülk suresinin 19. ayetinde kuşlar üstlerinde açılır ve kapanır, onları Rahman'dan başkası tutmaz. Kuşun yerde bir dayanağı yoktur. QORE okumasında yerden kopan her şey, insan da topluluk da, ancak tutulduğu için durur. Kuşu tutan da insanın boynundaki tairi tutan da tektir.
Nur suresinin 41. ayetinde göklerde ve yerde olanlar ve saf saf açılmış kuşlar Allah'ı tesbih eder. Her biri kendi salatını ve tesbihini bilmiştir. QORE okumasında bir canlının salatı, Allah'ın kurduğu düzen içinde üstlendiği destek görevidir. Salat düzeni ayakta tutan bağdır. Tesbih bu görevin ritim, ölçü ve süreklilik içinde sürdürülmesidir. Kuşların salatı kökün kendi hareketinde görünür. Kuşlar uçar, dağılır ve taşıdıklarını yayar, tohum uzak topraklara böyle varır ve orman böyle onarılır. Kökte döllenmenin bütün sürüye yayılması da uçmak fiiliyle söylenir. Uçmak, dağılmak ve yaymak burada bir görevdir. Her canlı kendi salatını bilir, insana kendi salatını bulmak kalır.
Neml suresinin 16. ayetinde Süleyman Davud'a varis olur, insanlara seslenir ve bize tayrın mantığı öğretildi der. Mantık sözün ve düzenin köküdür. Tayrın bir sözü ve bir düzeni vardır.
Neml suresinin 17. ayetinde Süleyman'ın cünudu cin, ins ve tayrdan toplanır ve düzenle yürütülür. 20. ayette Süleyman tayrı yoklar ve hüdhüdü göremediğini söyler. Tayr bir ordunun bölüğüdür, yoklanır ve eksiği aranır. Neml bir vadinin adıdır, sahne hayvan masalı olarak okunmaz.
Enbiya suresinin 79. ayetinde Davud ile cibal ve tayr tesbih eder. Sebe suresinin 10. ayetinde cibale ve tayra onunla birlikte dönün diye seslenilir. Sad suresinin 19. ayetinde tayr toplanmış halde durur, her biri ona döner. Uçan topluluk dağılır ve döner.
Al-i İmran suresinin 49. ayetinde çamurdan tayr biçimi gibi bir şey halk edilir, ona nefh edilir ve Allah'ın izniyle tayr olur. Maide suresinin 110. ayetinde bu sahneden hemen önce kitap, hikmet, Tevrat ve İncil öğretilir. Çamurdan halk ve nefh Sad ve Secde surelerinde insanın yaratılışının formülüdür. QORE okumasında yere bağlı insan öğretimle biçim alır, nefhle kalkar ve tayr olur.
İsra suresinin 13. ayetinde Allah her insanın tairini boynuna bağlar ve kıyamet gününde ona yayılmış olarak karşılaşacağı bir kitap çıkarır. Tair insanın payı ve amelidir. Kökün yayılma katmanı ayette kitabın yayılmasıyla karşılık bulur.
Araf suresinin 131. ayetinde Firavun ailesi Musa'yı ve onunla olanları uğursuz sayar. Neml suresinin 47. ayetinde Semud Salih'i ve onunla olanları uğursuz sayar. Yasin suresinin 18. ayetinde bir kentin halkı gönderilenleri uğursuz sayar ve onları taşlamakla tehdit eder. Uğursuzluk suçlaması her yerde bir gönderilene yöneltilir.
Araf suresinin 131. ayetinde onların tairi ancak Allah katındadır denir. Neml suresinin 47. ayetinde Salih tairiniz Allah katındadır der. Yasin suresinin 19. ayetinde gönderilenler tairiniz sizinledir der. Pay bir yerde Allah katındadır, bir yerde insanın yanındadır. İki cevap aynı yöne bakar. Pay uçuşun yönünde aranmaz.
Yasin suresinin 19. ayetinde gönderilenler tairiniz sizinledir der ve sorar, size hatırlatıldı diye mi böyle diyorsunuz. Uğursuzluk suçlaması hatırlatmaya verilen bir cevaptır. Siz israf eden bir kavimsiniz denir.
Hac suresinin 31. ayetinde Allah'a ortak koşan gökten düşmüş gibidir. Tayr onu kapar ya da rüzgâr onu uzak bir yere savurur. Şirk dağılmanın ve savrulmanın sahnesidir. Toplanmanın tersi budur.
Yusuf suresinin 36. ayetinde zindandaki gençlerden biri başının üstünde ekmek taşıdığını ve kuşların ondan yediğini görür. 41. ayette Yusuf onun asılacağını ve kuşların başından yiyeceğini söyler. QORE okumasında görüdeki kuş kişinin kendi tairidir. Başında taşıdığı şeyi kendi tairi yer. İsra suresinin 13. ayetinde her insanın tairi kendi boynuna bağlıdır.
İnsan suresinin 7. ayetinde adağı yerine getirenler şerri her yana yayılmış bir günden korkar. Kökte yayılan şafak, yayılan toz ve yayılan yangın bu fiille anılır. Ayet şerrin yayılmasını uçuşla anlatır.
Vakıa suresinin 21. ayetinde öne geçenlere arzuladıkları kuş eti sunulur. Kuş burada bir nimettir. QORE okumasında öne geçenlere sunulan, yerden kopmuş olanın nimetidir.
Bakara suresinin 260. ayetinde her cebel üzerine onlardan bir cüz' kılınır. Hicr suresinin 44. ayetinde cehennemin her kapısı için onlardan paylaştırılmış bir cüz' vardır. Zuhruf suresinin 15. ayetinde kulları içinden ona bir cüz' kılınır. Cüz' her yerde bir topluluktan ayrılan paydır. Kökün pay katmanı da aynı yöne bakar.
Bakara suresinin 260. ayetinde tayr kendine yöneltilir. Fiil kökte eğmek, çevirmek ve kendine toplamaktır. Aynı kökte çağırana cevap veren serçe kaydı vardır. Ayet sana doğru der, yön sabittir.
Bakara suresinin 260. ayetinde çağrılan tayr sa'y ile gelir. Ayet uçarak demez. Cuma suresinin 9. ayetinde çağrı yapılınca Allah'ın zikrine sa'y ile koşulur. Enfal suresinin 24. ayetinde sizi diriltecek olana çağırdığında cevap verin denir. QORE okumasında çağrı diriltir, çağrılan çabayla gelir.
Hac suresinin 26. ayetinde İbrahim'e beytin yeri gösterilir. 27. ayette insanlara çağrıda bulunması söylenir, yaya olarak ve her binek üzerinde gelirler, her derin yoldan gelirler. Bakara suresinin 260. ayetinde her cebel üzerine onlardan bir cüz' kılınır ve çağrılınca gelirler. İki ayet aynı kalıbı kurar, her şey üzerine ve gelirler. QORE okumasında dört tayr beyte çağrılan toplulukların resmidir.
Bakara suresinin 259. ayetinde çatıları üzerine çökmüş bir kentin yanından geçen sorar, Allah bunu ölümünden sonra nasıl diriltir. 243. ayette binler halinde yurtlarından çıkanlara ölün denir, sonra diriltilirler. 260. ayette İbrahim ölülerin nasıl diriltildiğini sorar. Dört tayrın sahnesi toplulukların dirilişi sorusunun içinde durur.
Fil suresinin 3. ayetinde bölük bölük uçanlar gönderilir. Ebabil deve sürüsünün bölük bölük gelişini anlatan kökten gelir. Buradan ve oradan, birbiri ardınca gelen dağınık topluluklar demektir. Ebabil adında bir tür metinde yoktur.
Fil suresinde fil ashabının karşısına bölük bölük uçanlar gönderilir. Fil ağırlığın ve hantal gücün adıdır, tayr hafifliğin ve dağınık hareketin. Keydleri saptırılır, siccilden taşlarla taşlanırlar ve yenmiş bir ekin yaprağı gibi kılınırlar. Ağır olan hafif olanla dağıtılır.
Kökün aslı kanatlının havadaki hareketidir. Uçan şey yerinden kopar, dağılır ve yayılır. Kök aynı hareketi paya uygular, mal topluluk arasında uçurulur ve her pay sahibine varır. Araplar payı tayrın uçuşundan okurdu, Kuran payı insanın boynuna bağlar. Kuran'da tayr ümemdir, cünuddur, toplanır ve döner. Çamurdan tayr nefhle kalkar ve dört tayr çağrıyla gelir. Kök hafifliği, dağılmayı ve çağrıyla dönüşü aynı anda taşır.
Bu kök üzerine düşüncen var mı?
Okuma notlarını paylaş, sorularını sor ve tartışmaya katıl.