كلل
KLL
İleriye nüfuz eden keskinliği yitirip ağırlaşma, yorgun düşme, merkezin etrafını saran bir çember, taç oluşturma ve kendi içine kapanan bütünlük
İleriye nüfuz eden keskinliği yitirip ağırlaşma, yorgun düşme, merkezin etrafını saran bir çember, taç oluşturma ve kendi içine kapanan bütünlük
Kökün bütün çekim ve türevlerinin Kuran’daki toplam görünümü.
Ayetlerde filtrelenebilir temel türev form ailesi.
İleriye doğru delen, kesen veya hareket eden dikey gücün, keskinliğin tükenerek durması. Bu tıkanışın veya yorgunluğun ardından enerjinin merkez etrafında yatay bir çember, bir kuşatma oluşturarak her şeyi içine alması. Aynı anda hem mutlak kapsayıcılığı ve bütünlüğü hem de taşınması imkansız bir ölü ağırlığı ifade eden o ontolojik tıkanma hali. Kılıcın ağzı körelir, bıçağın kör sırtı da aynı adı taşır. Gözün feri söner, dil sözde tutulur, yolcu yolda yorgun düşer. İşi başkasının sırtında duran kişi yük olur. Taç başı sarar, çiçekler bahçeyi çevreler, bulut ufku çepeçevre kuşatır. Nesebin iki ucu, baba ile evlat düştüğünde akrabalar ölüyü yanlardan sarar ve bu hale kelale denir. İki ucunu yitiren kişi akrabasının üzerinde kell olur, onlara yük olur. Küll bir şeyin bütün parçalarını kuşatır, çemberin içindekilerin tamamını alır.
körelmek, keskinliğini yitirmek, yorgun düşmek, bitkinlik, asalak olmak, ölü ağırlık, kuşatmak, çevrelemek, çember, taç, kelale, tümü, her, her biri, her ne zaman
to grow blunt, to lose one's edge, to tire out, exhaustion, to live as a parasite, dead weight, to encircle, to surround, ring, crown, kalala, inheritance through collateral kin, whole, all, every, whenever
İleriye giden güç tükenir ve taşınması gereken bir ağırlığa döner, ardından merkez etrafında bir çember çizilir ve içindekilerin tamamı kuşatılır. Nahl suresinin 76. ayetinde dilsiz adam efendisinin üzerinde bir asalaktır. Fussilet suresinin 54. ayetinde O her şeyi kuşatandır.
KLL kökü, Arapçanın en büyüleyici paradokslarından birine ev sahipliği yapar. Bu kök, bir yandan taç ve mükemmellik yani İklil anlamına gelirken, diğer yandan yorgunluk, körleşme ve asalaklık yani Kell ve Kelal anlamına gelir. Arap aklı, bu iki zıt ucu muazzam bir çember mantığında birleştirir.
1. Körleşen kılıç ve yorulan göz · Kelal
Kökün en saf fiziksel çıkış noktası, zırha veya taşa defalarca vurulan bir kılıcın ağzının körelip artık kesmez hale gelmesidir, buna Kelle's-seyf denir. Aynı şekilde, uzağa veya bir noktaya uzun süre bakmaktan dolayı gözün ferinin tükenip bulanıklaşmasına da Kelle'l-basar denir.
KLL, varlığın delici, kesici yani nüfuz edici dikey ivmesini kaybetmesidir. Kılıç artık kesmez, sadece çarpıp geri dönen ağır bir metal kütlesine yani yüke dönüşür. Varlık, yorgunluğun ağırlığı altında çakılıp kalır.
Ağzı körelmiş kılıca kelil denir. Bıçağın ve kılıcın kör sırtı da kell diye anılır. Dili sözde tutulana kelil'ül-lisan, yürüyüşte yorulana kelle fi meşyetihi denir, binitini yoranın binitine de aynı fiil gelir. Göz için söylenen kelle basaruhu, gözün baktığı şeyi seçmekten düştüğünü bildirir. Ağırlık imgesi göğüste de görülür. Göğse kelkel denir. Bir annenin oğlu için söylediği ağıtta zaman onun üzerine göğsünü bıraktı denir, zamanın göğsünün altından kim kalkabilir.
2. Başı kuşatan çember · İklil
Kralların başlarına taktıkları, tamamen dairesel ve kapalı taca İklil denir.
Taç kelimesi neden yorgunluk ve körleşme kökünden gelir? Çünkü taç, başın etrafını dört bir yandan saran, ona ağır bir çember çeken, hapseden ve bir noktada ağırlığıyla yoran kapalı bir formdur. KLL eylemi, bir şeyin etrafına çizgi çekip onu kuşatmak ve hapsederek ilerlemesini durdurmaktır.
İklil başı çepeçevre sardığı için bu adı alır. Bir şeyi yanlarından çevreleyen her şey onun iklilidir. Mücevherle süslenmiş başbağı iklildir. Tırnağı çevreleyen et iklildir. Ayın konaklarından biri iklil diye anılır. Yağmur duasında şehir iklil gibi bir şeyin içinde kaldı denir, bulut dağılmış ve ufku çepeçevre sarmıştır. Çiçeklerle çevrilmiş bahçeye ravda mükellele denir. Tekellele bihi, onu kuşattı ve çevresinde dolandı demektir.
3. Dikey kökten mahrumiyet ve yanlara dağılma · Kelale
Arap hukukunda ve edebiyatında, ölen birinin geride kendisinden doğan bir çocuk yani dal veya kendisini doğuran bir baba yani kök bırakmamasına Kelale denir.
Bu kavrama neden KLL dendiği şu dehşetengiz formülle açıklanır. Miras dikey bir hat üzerinden, baba ya da oğul yoluyla, dümdüz ilerleyemez. Dikey ivme tükenip kesilmiştir, tıpkı körleşen kılıç gibi. Bu yüzden miras ileriye ve geriye doğru kesip gidemediği için mecbur kalıp yanlara, kardeşlere ve kuzenlere doğru dağılır. Yani varisi, dikey kökü olmayan kişiyi başındaki bir taç, iklil gibi yanlardan sarar. Dikey gidiş bitmiş, yatay kuşatma yani çember başlamıştır.
Nesep iki türlüdür. Biri derinliğe gider, baba ile oğul gibi. Öbürü genişliğe yayılır, kardeş ile amca gibi. Kelale ikinci türdür. Baba ile evlat kişinin iki ucudur, ikisi de düştüğünde kişi iki ucunu yitirmiş olarak ölür. Tekellelehü'n-neseb, nesep onu çepeçevre sardı demektir. Akrabalar ölüye yakından uzağa doğru halka halka dizilir. Kelale hem mirası bırakan ölünün hem de ona varis olan yan akrabanın adı olarak kullanılır. İki ucu, babası ve evladı düşen kişi akrabasının üzerinde kell olur, onlara yük olur. Kelale aynı zamanda yorgunluğun, bitkinliğin adıdır, kelal gibi. Böylece kelale kökün iki ucunu birlikte taşır, dikey hattın tükenişini ve yanlara binen ağırlığı. Araplar yakın ve hak edilmiş mirası kelale mirasının karşısına koyar.
4. Kapsayıcılık olarak Küll · Tümü, her şey
Arapçada her şey, tamamı, bütünü anlamına gelen çok meşhur Küll, كل kelimesi de doğrudan KLL kökünden ürer.
Bir şeyin küll olabilmesi için, etrafına tıpkı bir iklil, taç ve çember gibi sınır çizilmesi ve o çemberin içindeki hiçbir şeyin dışarıda bırakılmaması gerekir. Mutlak bir kuşatmadır.
Küll bir şeyin bütün parçalarını toplayan isimdir. Yeri kuşatmaktır. İki biçimde gelir. Biri bir şeyin parçalarını toplar, ona tamlığını verir. Öbürü tek tek varlıkları toplar, her birini ayrı ayrı kapsar. Hicr suresinin 30. ayetinde meleklerin hepsi topluca secde etti denir. Küll parçaların tamamını kuşatır, ecmeun onların aynı anda bir arada olduğunu bildirir.
Fiil formu
Bir fiil olarak Kelle, Yekillu, hedefe saplanamamak, bitkin düşmek, ileri gitme refleksini yitirip olduğu yere yığılmak demektir. Bir organ, göz ve dil, veya bir alet, kılıç, için kullanıldığında, fıtri işlevini ve keskinliğini yitirip beden üzerinde sadece bir yüke dönüştüğünü bildirir.
II. babda kellele, bir başa iklil giydirmektir. Aynı fiil zıt bir anlamı da taşır. Aslan için kellele denir, saldırıya geçer ve hasmına varıncaya kadar ilerler. Körelmenin tam karşısında duran bu kullanım çemberin öbür yüzünü gösterir, hedefe kadar giden güç. Kuran'da kök küll, kullema, kelale ve kell isim biçimleriyle gelir.
İsim formu
Kell, kendi başına ayakta duramayıp başkasının üzerine yıkılan ölü ağırlık ve asalak, Kelal, tükenmişlik, ivme kaybı, İklil, taç ve etrafı saran hale, Küll, çemberin içine alınıp kuşatılan şeylerin tamamı.
Kell aynı zamanda yetim, aile yükü ve çocuğu olmayan kişidir. Kelle, sivrisinekten korunmak için gerilen ince örtüdür, çevreyi saran bir perde. Kullema, her defasında demektir. Küll ile ma birleşir ve tekrar eden bir olayın her turunu kapsar.
Kuran içi üç farklı türev form analizi
Ve hüve kellün ala mevlahu · وَهُوَ كَلٌّ عَلَىٰ مَوْلَاهُ · üretmeyen ölü ağırlık
Nahl suresinin 76. ayetinde o, efendisinin, bakıcısının, üzerinde bir asalaktır, kell'dir, onu nereye yollasa hiçbir hayır, başarı, getiremez. Kuran'da dilsiz bir adam metaforu üzerinden anlatılan bu ayette KLL kökü, keskinliğini, becerisini ve delici gücünü tamamen yitirmiş, bu yüzden efendisinin boynunda sadece beslenmesi ve taşınması gereken bir kell, ağır bir külfet, ölü bir kütle, haline gelmiş yozlaşmış insan tipini veya işlevsiz bir putu anlatır.
Ayetin ikinci yarısı karşı tipi verir, adaleti emreden ve dosdoğru bir yol üzerinde olanı. Biri her yöne çevrilir ve bir hayır getiremez, öbürü dümdüz bir yolda yürür. Kell ile müstakim karşı karşıya durur. Kell kelimesi putu da anlatır. Put yerinden kendisi kalkamaz, sahibi onu yükler ve bir yerden bir yere taşır. Bir önceki ayette, Nahl suresinin 75. ayetinde, bir şeye gücü yetmeyen memluk bir kul ile güzel rızıkla donatılmış ve gizli açık infak eden biri karşılaştırılır.
Yurasü kelaleten · يُورَثُ كَلَالَةً · dikey akrabalığın tükenmesi
Nisa suresinin 12. ayeti eğer bir erkek ya da kadın kelale olarak miras bırakırsa diye başlar. Burada ölen kişinin soy ağacı yukarıda, baba, ve aşağıda, evlat, iki uçtan da budanmıştır. Soyun delici ve dikey çizgisi yorgun düşmüş, tıkanmış ve durmuştur. Hukuki terim olan kelale, ölümle birlikte kan bağının sadece yatay bir çembere, kardeşlere, dönüşmesini sağlayan o tıkanıklık halidir.
Nisa suresinin 12. ayetinde kelale olarak miras bırakılan kişinin bir erkek ya da kız kardeşi varsa her birine altıda bir düşer, daha fazlaysa üçte bire ortak olurlar. Surenin son ayeti olan 176. ayet kelale ile kapanır. Sana fetva soruyorlar, de ki Allah size kelale hakkında fetva veriyor. Çocuğu olmayan bir kişi ölür ve bir kız kardeşi varsa bıraktığının yarısı onundur. Nisa suresi Rabbinizden sakının diye başlar ve rahimlere dikkat çeker, kelalenin hükmüyle kapanır. Sure akrabalığın derinliğiyle açılır, genişliğiyle kapanır.
Küllü şey'in halikün · كُلُّ شَيْءٍ هَالِكٌ · mutlak çember ve kuşatma
Kasas suresinin 88. ayetinde O'nun vechi hariç her şey, küll, helak olucudur. Kuran'da KLL kökünün en sık karşılaştığımız versiyonu küll'dür. Buradaki küll, varlık denizine atılan devasa bir ağ, her şeyi saran bir iklil, çember, gibidir. Yaratılmışların hiçbiri bu ontolojik çemberin dışına sıçrayıp bir kaçış deliği bulamaz. Küll, istisnasızlık, dışarı sızdırmazlık ve kuşatılmışlığın mühürlenmesidir.
Ayette çemberin tek istisnası O'nun vechidir. Rahman suresinin 26. ve 27. ayetlerinde aynı yapı tekrar eder, onun üzerindeki herkes fanidir, celal ve ikram sahibi Rabbinin vechi kalıcıdır. Al-i İmran suresinin 185. ayetinde her nefis ölümü tadacaktır. Küll bütün yaratılmışları bir çemberin içine alır, çemberin dışında O'nun vechi kalır.
Kasas 88 · Rahman 26 · Ali İmran 185
KLL kökü, ilerlemenin ve keskinliğin bittiği duvardır. Okun hedefe saplanmayıp yere düşmesi, yorulma, soyun ileri gitmeyip yanlara dağılması, kelale, ve varlığın etrafına aşılamaz bir sınır çizilerek, küll, hapsedilmesidir. Keskinliğin bittiği yerde, ağırlık ve kuşatma başlar.
Kuran'da çember iki yönden çizilir. Kell ile kelale ileri giden gücün tükendiği yerdir. Küll ise yaratılmışların tamamını kuşatan çemberdir ve bu çemberi kuşatan O'nun ilmi, rahmeti ve kudretidir.
Enam suresinin 102. ayetinde Allah her şeyin yaratıcısıdır ve her şeye vekildir.
Kamer suresinin 49. ayetinde her şey bir ölçüyle yaratılmıştır.
Taha suresinin 50. ayetinde Rabbimiz her şeye yaratılışını vermiş, sonra yol göstermiştir.
Cin suresinin 28. ayetinde O her şeyi bir sayı olarak saymıştır.
Nebe suresinin 29. ayetinde her şey bir kitap olarak sayılıp kaydedilmiştir.
Al-i İmran suresinin 185. ayetinde her nefis ölümü tadacaktır.
Meryem suresinin 93. ayetinde semavatta ve arzda olan herkes Rahman'a kul olarak gelir.
Nahl suresinin 76. ayetinde efendisine yük olan ve her yöne çevrilen dilsiz adam ile adaleti emreden ve dosdoğru bir yol üzerinde olan karşılaştırılır.
Meryem suresinin 93. ile 95. ayetlerinde herkes Rahman'a kul olarak gelir, O onları kuşatmış ve tek tek saymıştır, her biri kıyamet günü O'na tek başına gelir. Çember hepsini kapsar, her biri çemberin içinde ayrı ayrı durur.
Nisa suresinin 176. ayetinde kelale, çocuğu olmadan ölen kişinin mirasıdır. Evlat dikey hattır, kelale yan akrabaya yayılan mirastır.
Zıt anlamlılar Kuran içi kullanımdan çıkarılacak ve bütün kökler tamamlandığında açılacak.
Bu kökün Kuran'daki anlam komşuluğu, aynı ayette en sık birlikte geçtiği köklerdir. Güç = ilişkinin tesadüfü aşma katı.
Akadca / KULLATU: Tümü, bütünü, hepsi. Akadca kullulu ise örtmek, taç giydirmek, çember içine almak demektir.
İbranice / KÂLAL, כָּלַל: Tamamlamak, mükemmelleştirmek, her şeyi içine almak. Ayrıca Kâlîl kelimesi bütün, tam, kusursuz anlamına gelir.
Süryanice / KLAL, ܟܠܠ: Taçlandırmak, tamamlamak. İsmi Klîlâ, taç şeklindedir.
Aramice / KLL: Çember oluşturmak, başı saran örtü.
Nüzulde kökün ilk geçişi Kalem suresinin 10. ayetidir. Orada çok yemin eden, aşağılık her kişiye uyma denir. Kök ilk geçişinde küll olarak gelir ve bir insan tipinin bütün örneklerini tek bir çemberin içine alır.
Fussilet suresinin 54. ayetinde O her şeyi kuşatandır. Nisa suresinin 126. ayetinde semavatta ve arzda olanlar Allah'ındır ve Allah her şeyi kuşatmıştır. Talak suresinin 12. ayetinde Allah her şeyi ilimle kuşatmıştır. Küll yaratılmışların çemberini çizer, H́VṬ bu çemberin de etrafını saran kuşatmayı anlatır.
Mümin suresinin 7. ayetinde arşı taşıyanlar ve çevresindekiler dua eder ve Rabbimiz, rahmetle ve ilimle her şeyi kuşattın der. Araf suresinin 156. ayetinde rahmetim her şeyi kuşatmıştır. Enam suresinin 80. ayetinde İbrahim Rabbim ilimle her şeyi kuşatmıştır der, Taha suresinin 98. ayetinde aynı söz tekrar eder. Küllün çemberini rahmet ve ilim kaplar.
Cin suresinin 28. ayetinde O yanlarındakini kuşatmış ve her şeyi bir sayı olarak saymıştır. Yasin suresinin 12. ayetinde her şey apaçık bir imamda sayılıp kaydedilmiştir. Nebe suresinin 29. ayetinde her şey bir kitap olarak sayılmıştır. Küll bütünü kuşatır, sayım içindekileri tek tek belirler.
Meryem suresinin 93. ayetinde semavatta ve arzda olan herkes Rahman'a kul olarak gelir. 94. ayette O onları kuşatmış ve tek tek saymıştır. 95. ayette her biri kıyamet günü O'na tek başına gelir. Küll burada hem herkesi kapsar hem de her birini ayrı ayrı anar.
Hicr suresinin 30. ayetinde meleklerin hepsi topluca secde etti. Kökte küll parçaların tamamının kuşatılmasıdır, ecmeun aynı anda bir arada olmayı bildirir. İki kelime birlikte secdenin hem eksiksiz hem de aynı anda olduğunu söyler. Sad suresinin 73. ayetinde aynı söz tekrar eder.
Enbiya suresinin 33. ayetinde gece, gündüz, güneş ve ay yaratılmıştır, her biri bir felekte yüzer. Yasin suresinin 40. ayetinde güneş aya yetişemez, gece gündüzü geçemez, her biri bir felekte yüzer. Küll her birini kendi dairesinin içine alır. Kökün çember imgesi felekle aynı ayette buluşur.
Bakara suresinin 20. ayetinde şimşek her aydınlattıkça yürürler, üzerlerine karanlık çökünce dururlar. Nisa suresinin 56. ayetinde derileri her piştikçe başka derilerle değiştirilir. Maide suresinin 64. ayetinde savaş için her ateş yaktıklarında Allah onu söndürür. Bakara suresinin 87. ayetinde her resul geldikçe bir kısmını yalanlarlar, bir kısmını öldürürler. Kullema bir döngünün her turunu kapsar, olay tekrar ettikçe karşılığı da tekrar eder.
Nahl suresinin 76. ayetinde iki adam karşılaştırılır. Biri dilsizdir, bir şeye gücü yetmez, efendisinin üzerinde bir asalaktır, onu nereye yönlendirse bir hayır getirmez. Öbürü adaleti emreder ve dosdoğru bir yol üzerindedir. Kökte kell aynı zamanda puttur, sahibi onu yükler ve bir yerden bir yere taşır. 75. ayette memluk bir kul ile gizli açık infak eden biri karşılaştırılır.
Kelale Kuran'da Nisa suresinde iki yerde geçer. 12. ayette kelale olarak miras bırakılanın kardeşlerine pay verilir. Surenin son ayeti olan 176. ayet kelale hakkında verilen fetvadır. Sure 1. ayette tek bir nefisten yaratılışla ve rahimlerle açılır. Akrabalığın derinliği surenin başında, genişliği sonunda durur.
Kasas suresinin 88. ayetinde O'nun vechi dışında her şey helak olucudur, hüküm O'nundur ve O'na döndürüleceksiniz. Rahman suresinin 26. ve 27. ayetlerinde yeryüzündeki herkes fanidir, celal ve ikram sahibi Rabbinin vechi kalıcıdır. Küll yaratılmışların tamamını kapsar, istisna O'nun vechidir.
İsra suresinin 84. ayetinde herkes kendi şakilesi üzere çalışır, Rabbiniz kimin daha doğru yolda olduğunu daha iyi bilir. Bakara suresinin 148. ayetinde her birinin yöneldiği bir yön vardır. Maide suresinin 48. ayetinde her biriniz için bir şeriat ve bir yol kılınmıştır. Küll toplulukları kapsar, her birine kendi yönünü verir.
Müminun suresinin 53. ayetinde işlerini aralarında parça parça böldüler, her hizip elindekiyle sevinir. Rum suresinin 32. ayetinde dinlerini parçalayıp gruplara ayrılanlar anılır ve aynı söz tekrar eder. Küll burada bölünmüş parçaların her birini ayrı ayrı kapsar. Çember kırılmış, her parça kendi küçük çemberine kapanmıştır.
Araf suresinin 57. ayetinde rüzgarlar rahmetin önünde müjdeci olarak gönderilir, ağır bulutları yüklendiğinde onları ölü bir beldeye sevk ederiz, oraya su indiririz ve onunla her türlü üründen çıkarırız. Yüklenmek G̈LL kökünden gelir. Kökte yüklenmek azlıkla bağlanır, güçlü taşıyan yükü kendi gücüne göre az ve hafif bulur. Kell ise gücü tükenmiş ve başkasının sırtında taşınan yüktür. Hud suresinin 40. ayetinde Nuh'a gemiye her birinden ikişer eş yüklemesi söylenir, onunla iman edenler azdır. Aynı ayette küll yüklenenlerin tamamını kuşatır, kalil iman edenlerin azlığını anlatır. Taşınan ile taşıyan aynı ağırlık ekseninin iki ucunda durur.
Kuran'da kökün ağırlığı küllde toplanır. Her şey yaratılır, ölçülür, sayılır ve yazılır, her nefis ölümü tadar, her biri O'na tek başına gelir. Kell ileri gücü tükenmiş ve taşınan yüktür. Kelale iki ucu düşmüş nesebin yanlara yayılan mirasıdır, iki ucunu yitiren kişi akrabasının üzerinde yük olur. Küllün çemberini O'nun ilmi ve rahmeti kuşatır, çemberin dışında O'nun vechi kalır. KLL ile G̈LL ayrı köklerdir, kef ile kaf farkıyla ayrılır. İki kök ağırlık karşısında zıt yerde durur. KLL'de güç tükenir ve kişi taşınan yük olur. G̈LL'de güç yükü kaldırır ve onu kendi gücüne göre hafif bulur.
Bu kök üzerine düşüncen var mı?
Okuma notlarını paylaş, sorularını sor ve tartışmaya katıl.