عذب
AẔB
Bir şeyi fıtri veya alışılmış halinden şiddetle koparıp mahrum bırakmak, saf dışı etmek ve konforu kazıyan mutlak acı
Bir şeyi fıtri veya alışılmış halinden şiddetle koparıp mahrum bırakmak, saf dışı etmek ve konforu kazıyan mutlak acı
Kökün bütün çekim ve türevlerinin Kuran’daki toplam görünümü.
Ayetlerde filtrelenebilir temel türev form ailesi.
Arapçanın en sarsıcı zıtlık, ezdad paradokslarından birini barındıran bu kök, özünde alıkoymak, engellemek, terk etmek ve kesip atmak, yani el-men'u ve'l-keff eylemidir. Bu kesip atma ve mahrum bırakma gücü, tuzu sudan alıkoyan ayrımda hayat veren bir arınmaya, insanın konforunu, kibrini ve dünyevi bağlarını sıyırıp atan azapta ise ontolojik bir yıkıma ve işkenceye dönüşür. Kişi kendini yemekten ve içmekten çeker, bir başkasını bir şeyden alıkoyar. Havuzun yüzündeki yosunu ve çerçöpü alıp suyu açığa çıkarmak da bu köktendir. Kırbacın, dilin, sarığın ve dalın ucu kökün sivri ucudur. Gökle kendisi arasında örtüsü kalkmış, açıkta tek başına aç ve susuz geceleyen de aynı adı taşır. Azap kişiyi suçunu tekrarlamaktan, başkalarını da benzerini işlemekten alıkoyar. Kökün eylemi alıkoymaktır, değeri neyin alıkonduğu belirler.
alıkoymak, engellemek, kesip atmak, mahrum bırakmak, kendini yemekten ve içmekten çekmek, üstündekini sıyırıp almak, alıkonmuş su, azap, azap etmek, azap eden, azap edilen, kırbacın ve bir şeyin ucu
to withhold, to restrain, to cut off, to deprive, to abstain from food and drink, to strip away what covers, withheld water, torment, to torment, tormentor, the tormented, the tip of a whip or of a thing
Kök bir şeyi kesip atar ve alıkoyar. Sudan tuz alıkonunca su içilir hale gelir, insandan nimet alıkonunca azap olur. Furkan suresinin 53. ayetinde alıkonmuş su tuzlu ve acı suyun karşısında durur, ikisinin arasına bir sınır konur. Kalem suresinin 27. ayetinde bahçe sahipleri biz mahrum bırakıldık der, 33. ayette azap böyledir denir.
AẔB kökü ilk bakışta bir çelişki sunar. Aynı kök hem tuzdan alıkonmuş içilebilir suyu, azb, hem de insanı alıştığı her şeyden koparan azabı anlatır. Arap dili bu iki ucu tek bir eylemde birleştirir, alıkoymak. Kök bu eylemi üç sütun üzerinde taşır.
1. Tuzdan alıkonan su
Kuran azb kelimesini iki yerde, tuzlu ve acı suyun karşısında anar. Furkan suresinin 53. ayetinde iki deniz salıverilir. Biri azb ve furat, öbürü tuzlu ve acıdır, ikisinin arasına bir berzah ve kapalı tutulan bir sınır kılınır. Azb tuzlunun karşısında durur. Kökün eylemi alıkoymaktır ve burada sudan alıkonan tuzdur. Alıkoyan ise iki suyun arasına konan sınırdır.
Fatır suresinin 12. ayetinde alıkonmuş suyun içimi kolaydır. İçimi kolaylaştıran, sudan alıkonan tuzdur.
Kökte aynı fiil suyun üzerindekini almak için de kullanılır. A'zebe'l-havd, havuzun yüzündeki yosunu ve çerçöpü alıp suyu açığa çıkarmaktır. Havuzun yosununa vur ki su görünsün denir. Suyun yüzündeki o yosun ve çerçöp de aynı kökle anılır. Su, içine karışan ve üstünü örten şeyden alıkonduğunda açığa çıkar.
2. Konfordan kopuş ve işkence
Arapçada bir suçluyu cezalandırmaya ve ona acı çektirmeye azab denir. Bu adın kökeni iki yolla açıklanır. Birincisi, azap suçluyu bir daha o suçu işlemekten alıkoyar. İkincisi, kişiyi hayatın tatlılığından, uykudan ve konfordan soyar ve mahrum bırakır, ezeltü azbe hayatihi, hayatının tatlılığını giderdim denir.
Azap, fiziksel bir acının, elem, veya vuruşun, darb, ötesinde bir eylemdir. Azap, varlığın içine gömüldüğü o sahte güven, kibir ve konfor alanından bir kırbaç gibi çekilip çıkarılması, alıştığı her şeyden, tatlılıktan, koparılıp mutlak bir çıplaklık ve mahrumiyetle baş başa bırakılmasıdır.
Azap nekal ve cezadır. Azabın aslı için dört görüş anılır. Birine göre kişiyi aç ve uykusuz bırakmaktır, çünkü kendini yemekten ve uykudan çeken kişi azib diye anılır. Birine göre hayatının tatlılığını gidermektir. Birine göre kırbacın ucuyla çokça vurmaktır. Birine göre de suyuna çerçöp katıp hayatını bulandırmaktır. Dördü de kökün bir yüzünü taşır, alıkoymak, alışılmışı almak, sivri uç ve örtü. Müminun suresinin 76. ayetinde onları azapla yakaladık denir, bu azabın açlık olduğu söylenir. Kaldırılmayan azaba azabu azbeyn denir. Fiil olarak azap etmek Arapçada yalnız artırılmış babda kullanılır, azzebe yu'azzibu.
Kuran'da azap dünya hayatında da ahirette de anılır. Rad suresinin 34. ayetinde onlar için dünya hayatında bir azap vardır, ahiret azabı ise daha ağırdır. Fussilet suresinin 16. ayetinde Ad kavmine uğursuz günlerde dondurucu bir rüzgar gönderilir, dünya hayatında rezillik azabını tatsınlar diye. Kavimlerin helaki, açlık, korku, yenilgi ve rezillik dünya azabıdır. Azap suçluya dokunduğu gibi mazluma da dokunur. Sad suresinin 41. ayetinde Eyyub, şeytan bana yorgunluk ve azapla dokundu der. Bakara suresinin 49. ayetinde Firavun ailesi İsrailoğullarına azabın en kötüsünü reva görür.
3. Deriyi sıyıran uç
Arapçada bir kırbacın veya kılıcın en uç, en keskin ve can yakan kısmına, ayrıca sarığın omuzdan aşağı sarkan ucuna Azbe, عذبة, denir.
Bu kullanım kökün kesip atan tabiatını gösterir. Kırbaç deriye vurduğunda eti azbe ile sıyırıp atar. Uç, dış yüzeyi ve kabuğu yırtan, varlığın içine işleyen şiddetli bir nüfuzdur.
Bir şeyin ucu azbedir. Dilin ince ucu, kırbacın ucu ve askısı, sarığın iki omuz arasına sarkan ucu, mızrağın başına bağlanan bez, ayakkabı kayışının sarkan ucu, terazinin askı ipi ve ağacın dalı azbedir. Kılıçların uçları azebat diye anılır. Sarığa arkadan iki uç salmaya i'tizab denir. Kuran'da kırbaç ile azap aynı yerde geçer. Fecr suresinin 13. ayetinde Ad, Semud ve Firavun için Rabbin üzerlerine bir azap kırbacı yağdırdı denir.
Fiil formu
Bir fiil olarak azebe ya'zibu, kökün en eski kullanımlarından biri olarak, yemeyi içmeyi terk etmek, oruç ile iftar arasında kalmak, uzaklaşmak ve iştahı kesilmektir. Kendini bir şeyden mahrum bırakmaktır. Azzebe yu'azzibu, tef'il babı, bu mahrumiyeti ve acıyı bir başkasına şiddetle uygulamak, onun derisini, neşesini ya da kibrini üzerinden yüzüp alarak onu cezalandırmaktır. İsta'zebe bir şeyden vazgeçmektir.
I. babda azaba ya'zibu kendini çekmek ve bir başkasını alıkoymaktır. Azib ve azub, susuzluğun şiddetinden yemeyi bırakan ya da geceyi yemeden içmeden geçiren insan ve hayvandır. Bu hal oruç ile iftar arasında bir haldir. A'zebe hem kendini çekmek hem bir başkasını alıkoymaktır. Nefsinizi kadınları anmaktan alıkoyun, bu sizi savaştan kırar denir. Kendinizi arzulardan bütünüyle çekin, onlar gaflet doğurur ve hasret bırakır denir. Kuran'da fiil yalnız II. babda gelir, azzebe yu'azzibu, azap etmek. Allah azap eder, insan da insana azap eder. Musa Firavun'a İsrailoğullarına azap etme der, Zülkarneyn zalime azap edeceğini söyler.
İsim formu
Azb, tuzdan alıkonmuş su. Azab, kişiyi alışkanlıklarından ve konforundan koparan, geri dönüşü olmayan yıkıcı mahrumiyet. Ta'zib, acı vererek soyma işlemi.
Muazzib azap eden, muazzeb azap edilendir. Azib ve azub, açıkta aç ve susuz kalandır. Azbe uçtur, azebat uçlardır. Kuran'da azb tuzlu suyun karşısında anılan, tuzdan alıkonmuş sudur.
Kuran içi üç farklı türev form analizi
1. Haza azbün furat · tuzdan alıkonmuş su
Furkan suresinin 53. ayetinde O iki denizi salıvermiştir. Şu azb ve furat, şu tuzlu ve acıdır, milhun ucac. Ayette azb, suyun tuzdan ve kirden kopuk ve yalıtılmış kalması halidir. Azb olan su varlığın en saf, en tavizsiz ve bozulmaya direnmiş formudur.
Ayetin iki denizi dört sıfatla karşılıklı dizer. Azb milhin, furat ucacın karşısındadır. Milh tuzdur, ucac tuzluluğun ve acılığın en ileri derecesidir. Azb, tuzun alıkonduğu sudur. Ayetin sonu alıkoyanı gösterir, iki suyun arasına bir berzah ve kapalı tutulan bir sınır konur. Tuz sudan bu sınırla alıkonur. Fatır suresinin 12. ayetinde alıkonmuş suyun içimi kolaydır. İçimi kolaylaştıran, sudan alıkonan tuzdur. Her iki denizden de taze et yenir ve takılacak süs çıkarılır. İbrahim suresinin 16. ve 17. ayetlerinde cehennemde irinli bir su içirilir, onu yudum yudum içer ve yutmakta zorlanır, ardından kalın bir azap gelir.
Furkan 53 · Fatır 12 · İbrahim 17
2. Azabün elim · beden ve ruhu sıyıran yıkım
Bakara suresinin 10. ayetinde ve pek çok yerde onlar için elem verici bir azap vardır denir. Burada azab, insanın elindeki her şeyin, etinin, gururunun, sevdiklerinin, inkarının, elinden koparılıp alınmasıdır. Cehennem kavramıyla birleştiğinde azap, ruhu sahte örtülerinden sıyırıp yakan, alıkoyan ve onu çıplak hakikatle acı içinde yüzleştiren kozmik bir yalıtımdır.
Bakara suresinin 7. ayetinde kalplerin ve kulakların mühürlendiği, gözlerin üzerinde bir perde olduğu anlatılır ve büyük bir azap anılır. 10. ayette kalplerdeki hastalık artar ve elem verici azap gelir. Elem verici azap dünyada da gelir. Tevbe suresinin 74. ayetinde yüz çevirenlere dünyada ve ahirette elem verici bir azap edilir. Ahkaf suresinin 24. ayetinde Ad kavmi vadilerine doğru gelen bulutu yağmur sanır, o içinde elem verici bir azap bulunan bir rüzgardır. Nisa suresinin 56. ayetinde derileri her piştikçe başka derilerle değiştirilir ki azabı tatsınlar.
Bakara 10 · Tevbe 74 · Ahkaf 24
3. Muazzibin · otoritenin kesin müdahalesi
İsra suresinin 15. ayetinde biz bir resul göndermedikçe azap ediciler, muazzibin, değiliz denir. Burada AẔB kökünün hukuki ve nedensel ağırlığı vurgulanır. Azap, cezalandırma, elçinin getirdiği beyandan, kanıt ve mesaj, sonra suçlunun o suçunu sonsuza dek durdurmak, men etmek, için ilahi otoritenin devreye girmesi, o toplumu varlık sahnesinden kesip atmasıdır.
Ayetin başında doğru yolu bulan kendisi için bulur, sapan kendi aleyhine sapar, kimse başkasının yükünü taşımaz denir. Enfal suresinin 33. ayetinde Resul onların arasındayken ve onlar istiğfar ederken Allah onlara azap etmez. Azabı alıkoyan iki şey anılır, resulün varlığı ve istiğfar. Kök burada kendi yönünü çevirir, alıkoyan azap kendisi alıkonur. Secde suresinin 21. ayetinde büyük azaptan önce yakın azaptan tattırılır, belki dönerler diye.
AẔB kökü, varlığın üzerinden çekip alınan örtünün adıdır. Sudan tuz alıkonduğunda su içilir hale gelir, suçlu bir insandan konfor, kibir ve rahmet alıkonduğunda bu azaptır. Her iki durumda da eylem aynıdır, kökünden koparmak, yalıtmak ve şiddetle engellemek.
Kuran'da kökün nüzuldeki ilk geçişi bu mahrumiyeti adıyla anar. Kalem suresinde bahçe sahipleri ürünü sabah erkenden devşirmeye yemin eder, o gün bahçeye bir yoksul girmesin diye fısıldaşır. Bahçe gece kararır, onlar biz mahrum bırakıldık der. Ardından azap böyledir, ahiret azabı daha büyüktür denir. Yoksulu alıkoymak isteyen alıkonmuştur. Azabın ilk adı dünyada konur, bahçesini yitiren kişinin mahrumiyetinde.
Bakara suresinin 10. ayetinde kalplerinde hastalık olanlar için elem verici bir azap vardır.
Bakara suresinin 7. ayetinde kalpleri mühürlenenler için büyük bir azap vardır.
Bakara suresinin 90. ayetinde inkar edenler için alçaltıcı bir azap vardır.
Fussilet suresinin 16. ayetinde Ad kavmine dünya hayatında rezillik azabı tattırılır.
İbrahim suresinin 7. ayetinde nankörlük edilirse azabım şiddetlidir denir.
İbrahim suresinin 17. ayetinde cehennem suyunun ardından kalın bir azap gelir.
Maide suresinin 37. ayetinde ateşten çıkmak isteyenler için kalıcı bir azap vardır.
Hicr suresinin 49. ve 50. ayetlerinde kullarıma haber ver, Ben bağışlayanım ve merhamet edenim, azabım da elem verici azaptır denir. Araf suresinin 156. ayetinde azabımı dilediğime isabet ettiririm, rahmetim ise her şeyi kuşatmıştır.
Furkan suresinin 53. ayetinde tuzdan alıkonmuş su ile tuzlu ve acı su yan yana salıverilir, aralarında bir berzah durur.
Enfal suresinin 33. ayetinde onlar istiğfar ederken Allah onlara azap etmez.
Zıt anlamlılar Kuran içi kullanımdan çıkarılacak ve bütün kökler tamamlandığında açılacak.
Bu kökün Kuran'daki anlam komşuluğu, aynı ayette en sık birlikte geçtiği köklerdir. Güç = ilişkinin tesadüfü aşma katı.
Akadca / EZĒBU: Terk etmek, arkada bırakmak, vazgeçmek, ayrılmak. Bu kelime kökün mahrumiyet ve kopuş eksenini taşır.
İbranice / 'AZAV, עָזַב: Terk etmek, bırakmak, birini korumasız/kendi başına bırakmak, ayrılmak. İbranicede azav eylemi, kişinin elindekini kaybedip çırılçıplak kalmasını, yani azaba/mahrumiyete uğramasını muazzam bir şekilde karşılar.
Nüzulde kökün ilk geçişi Kalem suresinin 33. ayetidir. Bahçe sahipleri ürünü sabah erkenden devşirmeye yemin eder, 24. ayette o gün bahçeye bir yoksul girmesin diye fısıldaşırlar. Bahçe gece kararır. 27. ayette biz mahrum bırakıldık derler. 33. ayette azap böyledir, ahiret azabı daha büyüktür denir. Kök ilk geçişinde azabı dünyada yaşanan bir mahrumiyetle tanımlar. Yoksulu alıkoymak isteyen alıkonmuştur.
Furkan suresinin 53. ayetinde iki deniz salıverilir. Şu azb ve furat, şu tuzlu ve acı. İkisinin arasına bir berzah ve kapalı tutulan bir sınır kılınır. Azb tuzlunun karşısında durur. Kökün eylemi alıkoymaktır. Burada sudan alıkonan tuzdur, alıkoyan iki suyun arasına konan sınırdır. Fatır suresinin 12. ayetinde alıkonmuş suyun içimi kolaydır, iki denizden de taze et yenir ve süs çıkarılır, gemiler suyu yararak gider. Kökte havuzun yüzündeki yosunu ve çerçöpü almak da aynı fiille anılır, su örtüsünden alıkonunca açığa çıkar. Sudan tuz alıkonunca su içilir hale gelir. İnsandan nimet alıkonunca azap olur. Kök iki durumda da aynı işi yapar, alıkoyar. Değeri neyin alıkonduğu belirler.
Fatır suresinin 12. ayetinde tuzdan alıkonmuş suyun içimi kolaydır. İbrahim suresinin 16. ve 17. ayetlerinde cehennemde irinli bir su içirilir, onu yudum yudum içer ve yutmakta zorlanır, ölüm her yerden ona gelir, ardından kalın bir azap gelir. İki ayette içimi anlatan fiil aynı köktendir. Birinde sudan alıkonan tuzdur, öbüründe insandan alıkonan suyun kolaylığıdır.
Rad suresinin 34. ayetinde onlar için dünya hayatında bir azap vardır, ahiret azabı daha ağırdır. Al-i İmran suresinin 56. ayetinde ve Tevbe suresinin 74. ayetinde azap dünyada ve ahirette anılır. Nur suresinin 19. ayetinde hayasızlığın yayılmasını isteyenler için dünyada ve ahirette elem verici bir azap vardır. Fussilet suresinin 16. ayetinde Ad kavmine dünya hayatında rezillik azabı tattırılır. Kuran'da azap dünya hayatında başlar, ahirette sürer.
Nahl suresinin 112. ayetinde güven içinde olan ve rızkı her yerden bolca gelen bir kasaba nimetlere nankörlük eder, Allah ona açlığın ve korkunun elbisesini tattırır. 113. ayette içlerinden bir resul gelir, onu yalanlarlar ve azap onları yakalar. Müminun suresinin 76. ayetinde onları azapla yakaladık denir. Kökte bu azabın açlık olduğu söylenir. Kök kişinin kendini yemekten çekmesini anlatır, azap ise yemeği ondan alıkoyar.
Tevbe suresinin 55. ayetinde malları ve evlatları seni imrendirmesin denir, Allah onlarla onlara dünya hayatında azap etmek ister. 85. ayette aynı söz tekrar eder. Nimet görünen şey azabın aracı olur. Azap kişinin elindeki şeyle de gelir.
Secde suresinin 21. ayetinde büyük azaptan önce yakın azaptan tattırılır, belki dönerler diye. Zuhruf suresinin 48. ayetinde Firavun ailesine her biri öncekinden büyük ayetler gösterilir ve azapla yakalanırlar, belki dönerler diye. Kökte azap suçluyu suçunu tekrarlamaktan alıkoyar. Dünyadaki azap bir uyarıdır, dönüş için bırakılan bir aralıktır.
Yunus suresinin 98. ayetinde Yunus'un kavmi iman edince dünya hayatındaki rezillik azabı onlardan kaldırılır ve bir süreye kadar yararlandırılırlar. Zuhruf suresinin 50. ayetinde Firavun ailesinden azap kaldırılınca sözlerini bozarlar. Duhan suresinin 12. ayetinde Rabbimiz azabı bizden kaldır, iman ediyoruz denir, 15. ayette azabı biraz kaldıracağız, siz döneceksiniz denir. Dünya azabı kaldırılabilir. Kaldırıldığında kimisi iman eder, kimisi döner.
İsra suresinin 15. ayetinde kimse başkasının yükünü taşımaz ve bir resul gönderilmedikçe azap edilmez. Nahl suresinin 113. ayetinde içlerinden bir resul gelir, onu yalanlarlar ve azap onları yakalar. Azaptan önce beyan gelir.
Enfal suresinin 33. ayetinde Resul onların arasındayken Allah onlara azap etmez, onlar istiğfar ederken de azap etmez. 34. ayette Mescid-i Haram'dan alıkoydukları halde azaptan neden uzak tutulsunlar diye sorulur. Kökün alıkoyan gücü burada azabın kendisine döner, resulün varlığı ve istiğfar azabı alıkoyar. Mescitten alıkoyanlar ise azaba açık kalır.
Mümin suresinin 45. ayetinde Firavun ailesini azabın kötüsü kuşatır. 46. ayette sabah akşam ateşe sunulurlar, kıyamet günü Firavun ailesini azabın en şiddetlisine sokun denir. Azap üç durakta anılır, dünyada, kıyamete kadar sabah akşam ve kıyamet gününde.
Fecr suresinin 6. ile 13. ayetlerinde Ad, Semud ve kazıklar sahibi Firavun anılır, onlar ülkelerde azdılar ve orada bozgunculuğu çoğalttılar, Rabbin de üzerlerine bir azap kırbacı yağdırdı. Kökte kırbacın ucu azbedir. Kuran'da kırbaç ile azap aynı ayette, dünyadaki helakin adı olarak geçer.
Sad suresinin 41. ayetinde Eyyub Rabbine seslenir, şeytan bana yorgunluk ve azapla dokundu. Bakara suresinin 49. ayetinde ve İbrahim suresinin 6. ayetinde Firavun ailesi İsrailoğullarına azabın en kötüsünü reva görür. Taha suresinin 47. ayetinde Musa ve Harun Firavun'a İsrailoğullarını bizimle gönder ve onlara azap etme der. Duhan suresinin 30. ayetinde İsrailoğulları alçaltıcı azaptan kurtarılır. Kuran'da azap suçluya dokunduğu gibi mazluma da dokunur.
Nur suresinin 2. ayetinde zina eden kadın ve erkeğe yüz değnek vurulur, onların azabına müminlerden bir topluluk şahit olsun denir. 8. ayette kadının dört kez şahitlik etmesi azabı ondan savar. Nisa suresinin 25. ayetinde cariyelere hür kadınlara verilen azabın yarısı verilir. Yusuf suresinin 25. ayetinde Aziz'in karısı zindan ya da elem verici bir azap ister. Neml suresinin 21. ayetinde Süleyman hüdhüdü şiddetli bir azapla cezalandıracağını söyler. Kehf suresinin 86. ve 87. ayetlerinde Zülkarneyn'e ya azap edersin ya güzellikle davranırsın denir. Tevbe suresinin 14. ayetinde Allah onlara sizin ellerinizle azap eder. Kökte azap insanın insana uyguladığı cezayı da adlandırır.
Nisa suresinin 56. ayetinde ayetleri inkar edenlerin derileri her piştikçe başka derilerle değiştirilir ki azabı tatsınlar. Azap Kuran'da tadılan bir şeydir. Rad suresinin 34. ayetinde de dünya azabı ile ahiret azabı ayrı ayrı anılır. Tat alma yeri olan deri ve dil azabın değdiği yerdir.
Hicr suresinin 49. ve 50. ayetlerinde kullarıma haber ver, Ben bağışlayanım ve merhamet edenim, azabım da elem verici azaptır denir. Araf suresinin 156. ayetinde azabımı dilediğime isabet ettiririm, rahmetim ise her şeyi kuşatmıştır. Hadid suresinin 13. ayetinde münafıklarla müminlerin arasına kapısı olan bir sur çekilir, içinde rahmet, dış tarafında azap vardır. Azap ile rahmet bir sınırın iki yanında durur.
İbrahim suresinin 7. ayetinde şükrederseniz size artırırım, nankörlük ederseniz azabım şiddetlidir denir. Nisa suresinin 147. ayetinde şükreder ve iman ederseniz Allah size azap edip ne yapacak denir. Nahl suresinin 112. ayetinde nimetlere nankörlük eden kasabaya açlık ve korku tattırılır. Şükür nimeti artırır, nankörlük nimeti alıkoyar.
Tevbe suresinin 101. ayetinde nifakta direnenlere iki kez azap edileceği, sonra büyük bir azaba döndürülecekleri söylenir. Ahzab suresinin 30. ayetinde Nebinin hanımlarından açık bir hayasızlık yapana azap iki kat verilir. Maide suresinin 115. ayetinde sofranın inmesinden sonra inkar edene alemlerden kimseye etmediği bir azap edileceği söylenir. Azabın ölçüsü yakınlıkla ve verilen nimetle artar.
Enam suresinin 65. ayetinde O size üstünüzden ya da ayaklarınızın altından bir azap göndermeye, sizi gruplara ayırıp birbirinizin şiddetini tattırmaya kadirdir. Ankebut suresinin 55. ayetinde azap onları üstlerinden ve ayaklarının altından saracaktır. Azap yukarıdan, aşağıdan ve topluluğun kendi içinden gelir.
Kök alıkoymayı ve mahrum bırakmayı anlatır. Değeri neyin alıkonduğu belirler. Sudan tuz alıkonunca su içilir hale gelir, insandan nimet alıkonunca azap olur. Kuran'da azap dünya hayatında başlar, ahirette sürer. Kökün ilk geçişi bahçesini yoksula kapatmak isteyenlerin mahrumiyetidir. Azaptan önce resul gelir, resulün varlığı ve istiğfar azabı alıkoyar. Azap dilenene isabet eder, rahmet her şeyi kuşatır.
Bu kök üzerine düşüncen var mı?
Okuma notlarını paylaş, sorularını sor ve tartışmaya katıl.