ظنن
ẒNN
Gölgede kalan bir hakikati, eksik veriyle, zihnin bir ihtimale ağır basarak yoklaması.
Gölgede kalan bir hakikati, eksik veriyle, zihnin bir ihtimale ağır basarak yoklaması.
Kökün bütün çekim ve türevlerinin Kuran’daki toplam görünümü.
Ayetlerde filtrelenebilir temel türev form ailesi.
Görülmeyen ya da doğrulanmamış bir şey hakkında zihnin ihtimallerden birine ağır basarak bir yargıya varması. Zan örtülü bir gerçeği aklın tartısıyla belirlemeye çalışır ve kişinin kendi bilgi birikimi dairesinde şekillenir. Değerini dayanağı belirler: delile yaslanan zan düşünerek varılan kesinliğe yaklaşır, dayanaksız zan kuruntuya döner.
sanmak, zannetmek, tahmin etmek, düşünerek kesinliğe varmak
to surmise, to conjecture, to presume, to be convinced
Görülmeyen bir şey sezilir, ihtimaller tartılır, biri ağır basar ve zihin bir yargıya varır. Yargının değerini dayanağı belirler. Necm suresinin 28. ayetinde bilgiye dayanmayan zan haktan bir şey sağlamaz. Bakara suresinin 46. ayetinde Rablerine kavuşacaklarını zannedenler imana yaslanan bir beklentiyi taşır.
ẒNN köküne ruhunu veren ana fikir su kaynağı arama serüvenidir.
1. Suyu güvenilmez kuyu, zanun
Arapçada suyu az olan, kurumaya yüz tutmuş ya da su verip vermeyeceği kesin olarak bilinemeyen kuyuya zanun denirdi. Kuyu fiziksel olarak ortada durur ama içindeki suyun durumu gözle görülmez. Orada su olup olmadığı yalnız çevredeki emarelere bakılarak düşünülür. Aynı kelime ödenip ödenmeyeceği bilinmeyen borç için de kullanılır. ẒNN bu yüzden tam aydınlanmamış bir alanda zihnin tecrübeyle ya da umutla bir karara varmasıdır.
2. Beklenti alanı, mazinne
Bir şeyin bulunduğu ve alıştığı yere mazinne denir. Eski Arap şiirinde gençlik cehaletin mazinnesidir: cehalet en çok orada beklenir. Bu türev zannın mekana, kişiye ya da çağa atfedilen güçlü bir beklenti olduğunu da gösterir. Zihin oraya bir beklenti yüklemiş ve orayı zan ile işaretlemiştir.
3. Zan altındaki kişi, zanin
Hukuki ve kabilevi düzlemde hakkında kesin kanıt bulunmayan ama suçlu olduğuna güçlü biçimde meyledilen kişiye zanin denirdi. Zihin burada kişiyi aklamakla suçlamak arasında kalır, terazi suç tarafına ağır basar. Eski Arap şiirinde zan altındaki kişi zan altında kalır denir. Tekvir suresinin 24. ayeti iki okuyuşla gelir. Bir okuyuşta Resul gayb hakkında zanin değildir, yani size bildirdikleriyle itham edilecek biri değildir. Mushaftaki yazımda kelime ض ile danin okunur: o gaybı aktarmakta cimri değildir.
4. Gölge ve örtü, harf yankısı
Kökün başındaki Zı harfi gölge anlamındaki zıll ve karanlık anlamındaki zalam kelimelerinde de geçer. Bu bir kök bağı değil, harf düzeyinde bir yankıdır. Zannetmek ışığın, yani kanıtın tam vurmadığı ya da gölgede kalmış bir gerçeği zihinsel bir eğilimle tamamlamaktır.
5. Düşünerek varılan kesinlik
Arapçada zan hem şüpheye yakın tahmini hem kesinliği anlatır. Bu kesinlik gözle görülen kesinlik değildir, düşünerek varılan kesinliktir. Eski Arap şiirinde bir savaşçı kavmine iki bin zırhlı süvariyi zannedin der: henüz görünmeyen bir ordu, emarelerden çıkarılarak kesin bir beklenti olarak bildirilir. Zan görülmeyenin alanında çalışır. Dayanağı güçlüyse kesinliğe yaklaşır, zayıfsa kuruntuya döner.
6. Kuran'daki karşılığı
Kuran zannı dayanağına göre tartar. Necm suresinin 28. ayetinde onların buna dair bir bilgisi yoktur, yalnız zanna uyarlar, zan haktan bir şey sağlamaz. Casiye suresinin 24. ve 25. ayetlerinde bilgisiz zan, okunan apaçık ayetler ve atalara dayanan hüccet yan yana gelir. Enam suresinin 149. ayetinde üstün hüccet Allah'ındır. Bakara suresinin 46. ayetinde ise Rablerine kavuşacaklarını zannedenler anılır: henüz yaşanmamış buluşmaya dair, imana yaslanan bir beklenti.
Necm 53:28 · Casiye 45:24–25 · Enam 6:148–149 · Bakara 2:46
Harf analizi
Z · Zı Gölge, örtü, karanlık ve ağır basan kütle.
N · Nun Gizli öz, içteki hakikat, tohum ya da su damlası.
N · Nun Süreklilik. Zihnin o gizli öz etrafında tekrarlanan yoklamaları ve sürekli devam eden bir tempoda yinelenmesi.
Birleşen fikir Gölgede kalan bir hakikatin ya da özün zihin tarafından sürekli yoklanarak ve tartılarak açığa çıkarılmaya çalışılmasıdır.
Fiil formu
Bir fiil olarak zanna, zihnin ihtimallerden birini diğerine tercih ederek ona ağırlık vermesidir. Bu eylem verinin eksik olduğu durumlarda aklın boşlukları kendi meyliyle doldurmasıdır. Bu eğilim bazen temelsiz bir kuruntuya, bazen bilgisizliğe, bazen yanlış bilgiye, bazen de delile yaslanan sağlam bir kanaate evrilebilir.
İsim formu
Zan ihtimalin zihinde tortulaşmış ve bir yargıya dönüşmüş halidir. Şüphe iki ihtimalin eşit kalması ve zihnin askıda durmasıdır, zan ise terazinin bir tarafının ağırlaştırılmasıdır. Bilgi ile cehalet arasındaki o geniş, değişken ve engebeli köprüdür.
Kuran içi 3 farklı türev form analizi
1. Yazunnune · zannederler
Görmeden ulaşılan zihinsel kesinliktir. Bakara suresinin 46. ayetinde Rablerine kavuşacaklarını zannedenler bağlamında geçer. Burada zan, deliller, kanıtlar ve hüccetlerle örülen imanın ulaştığı ve düşünerek varılan bir kesinliktir. Gayba iman eldeki verilerin doğruluğunun sağlamasını yapmakla mümkündür. Allah ve ahiret gözle görülenin ötesindedir, zihin ve kalp varlık terazisindeki emareleri tartarak o kefeyi doldurur. Bu, gözlemin bittiği yerde aklın kendi ağırlığıyla gerçeğe demir atmasıdır.
2. Zanne's-sev' · kötü zan
Karanlık ve temelsiz kuruntudur. Fetih suresinin 6. ayetinde Allah hakkında kötü zanna kapılanlar bağlamında yer alır. İnsanın kendi korku, cehalet ve egosu üzerinden hakikati yanlış tartması, terazinin kefesine sağlam bir veri yerine karanlık bir vesvese koymasıdır. Bilginin aydınlığı yerine gölgenin karanlığına yaslanan ve gerçeği kendi içindeki zehirle kurgulayan hastalıklı bir zihin durumunu açığa çıkarır.
3. İlla'z-zann · zandan başkası
Hakikatin yerini işgal eden yanılsamadır. Necm suresinin 28. ayetinde onların bilgiye dayanmadıkları ve yalnız zanna uydukları, zannın ise haktan bir şey sağlamadığı bağlamında kullanılır. Burada zan insanın kendi arzu ve hevesleriyle kurguladığı, ilahi ve akli temelden yoksun sahte gerçekliktir. Kesin bilginin yokluğunda zihnin kendi ürettiği sanrıları mutlak doğru kabul etme trajedisini resmeder.
ẒNN kökü zihnin karanlık sularda kulaç atmasıdır. Akıl kılavuzunu doğru seçerse ayet, beyyine ve hüccetlerle o karanlıkta hakikati yakalar. Egosuna yenik düşerse kendi ürettiği sanrılar tarafından yutulur. Bilginin bu karanlık ve gölgeli tartılma süreci olan zan ile hakikatin her türlü şüpheden arınarak sabahın ilk ışıkları gibi zihni ve kalbi tamamen aydınlatması anlamına gelen YG̈N arasındaki o şeffaf uyanış farkını inceleyebilirsiniz.
Necm suresinin 28. ayetinde onların buna dair bir bilgisi yoktur, yalnız zanna uyarlar. Yunus suresinin 36. ayetinde çoğu yalnız zanna uyar, zan haktan bir şey sağlamaz. Casiye suresinin 24. ayetinde bizi ancak zaman helak eder diyenlerin buna dair bir bilgisi yoktur, yalnız zannederler.
Enam suresinin 148. ayetinde Allah dileseydi ne biz ne atalarımız ortak koşardık diyenlere sorulur: yanınızda bize çıkaracağınız bir bilgi var mı? Siz yalnız zanna uyuyorsunuz ve yalnız tahmin yürütüyorsunuz. Necm suresinin 23. ayetinde sizin ve atalarınızın koyduğu adlar yalnız zan ve nefislerin hevesidir.
Bakara suresinin 46. ayetinde huşu sahipleri Rablerine kavuşacaklarını ve O'na döneceklerini zannedenlerdir. Bakara suresinin 249. ayetinde Allah'a kavuşacaklarını zannedenler az bir topluluğun Allah'ın izniyle çok bir topluluğa galip geldiğini söyler. Hakka suresinin 20. ayetinde kitabı sağından verilen ben hesabıma kavuşacağımı zannetmiştim der.
Onların buna dair zanna uymaktan başka bir bilgisi yoktur ve onu kesin olarak öldürmediler.
Zıt anlamlılar Kuran içi kullanımdan çıkarılacak ve bütün kökler tamamlandığında açılacak.
Bu kökün Kuran'daki anlam komşuluğu, aynı ayette en sık birlikte geçtiği köklerdir. Güç = ilişkinin tesadüfü aşma katı.
ẒNN için doğrulanmış Semitik karşılık bu turda bulunamadı. Arapça ظ İbranicede ṣ, Aramicede ṭ sesine denk düşer. Aşağıdaki satırlar karşılaştırma için tutulur.
Akkadca / ZANĀNU: yağmur yağdırmak, erzak sağlamak. ẒNN ile kök bağı yok.
Fenikece / ZNN: düşünerek bir fikri zihinde şekillendirmek.
İbranice / ZAN: tür, çeşit. Geç dönem kelimesi, Aramice kökenli sayılır. ẒNN ile kök bağı yok.
Süryanice / ZNA: tür, çeşit, zihinsel kategori.
Aramice / ZAN: tür, çeşit.
Kuran zannın karşısına bir basamak dizisi koyar. Casiye suresinin 24. ayetinde onların bilgisi yoktur, yalnız zannederler. Hemen ardından 25. ayette apaçık beyyineler halinde ayetler okunur ve onların hücceti yalnız atalarımızı getirin demek olur. Enam suresinin 148. ayetinde yanınızda bir bilgi var mı, çıkarın diye sorulur, siz yalnız zanna uyuyorsunuz denir. 149. ayette üstün hüccet Allah'ındır. Ayetler delildir, beyyineler kanıttır, hüccet bu ikisinden varılan reddedilemez argümandır. İman bu basamaklarla kurulur, zan basamakları atlar.
Türkçede inanç bir düşünceye sorgusuz bağlanmayı anlatır. Yarın iyi şeyler olacağına inanmak bir zandır, yanılabilir. Atalardan görüp duyduğuna bağlanmak taklittir. Kuran bu bağlanmayı zan olarak adlandırır. İman ise emin olmaktır ve delil, kanıt ve hüccetle doğrulanır. Delille kurulan imandan sonra aynı kaynaktan gelen gayb bilgisine iman, bu ispatın mantıksal çıktısıdır.
İsra suresinin 101. ayetinde Musa'ya dokuz apaçık ayet verilir. Firavun ona ey Musa, seni büyülenmiş zannediyorum der. 102. ayette Musa cevap verir: bunları göklerin ve yerin Rabbinden başkasının indirmediğini sen de bildin, ey Firavun, ben de seni helak olmuş zannediyorum. Fiil aynıdır, dayanak farklıdır: biri ayetlere sırt çevirir, öteki ayetlere yaslanır.
Hakka suresinin 19. ve 20. ayetlerinde kitabı sağından verilen alın kitabımı okuyun, ben hesabıma kavuşacağımı zannetmiştim der. Zan burada imana yaslanan bir beklentidir ve gerçekleşmiştir. Aynı surenin 25. ve 26. ayetlerinde kitabı solundan verilen keşke hesabımı hiç bilmeseydim der.
Casiye suresinin 32. ayetinde Allah'ın vaadi haktır ve saatte şüphe yoktur denildiğinde inkar edenler saatin ne olduğunu bilmiyoruz, yalnız bir zan ediyoruz, biz kesin bilenler değiliz der. Ayet bilmeyi, zannı ve kesinliği aynı cümlede ayırır.
Hucurat suresinin 12. ayetinde zannın çoğundan kaçının, çünkü zannın bir kısmı günahtır denir, ardından tecessüs ve gıybet gelir. Nur suresinin 12. ayetinde ise iftirayı işittiklerinde müminlerin kendileri hakkında iyi zan beslemesi gerektiği söylenir. Zan insanlar arasında da tartılır: kötüsünden kaçınılır, iyisi beklenir.
Eski Arap şiirinde bir savaşçı kavmine seslenir: iki bin zırhlı süvariyi zannedin, beyleri Fars zırhları içindedir. Ordu henüz görünmemiştir, emarelerden çıkarılır ve kesin bir beklenti olarak bildirilir. Zan burada gözle görülen değil, düşünerek varılan kesinliktir.
Eski Arap şiirinde suyu güvenilmez kuyu zanun diye anılır. Zan kelimesi de bu kuyudaki gibi işler: dışarıdan bakılır, içerisi görülmez, emarelere göre bir yargıya varılır.
Tekvir suresinin 24. ayeti iki okuyuşla gelir. Mushaftaki yazımda ض ile danin: o gaybı aktarmakta cimri değildir. Öteki okuyuşta ظ ile zanin: o gayb hakkında itham edilecek biri değildir. İki okuyuş elçinin iki yüzünü verir: bildirileni eksiksiz aktarır ve aktardığıyla zan altında kalmaz.
Kuran zannı yasaklamaz, onu dayanağına göre tartar. Dayanaksız zan haktan bir şey sağlamaz, Yunus suresinin 36. ayeti. Zannın karşısına bir basamak dizisi konur: ayetler delildir, beyyineler kanıttır, hüccet bu ikisinden tartışarak varılan reddedilemez argümandır. Hüccete bazen Allah doğrudan varır, Enam suresinin 149. ayetinde üstün hüccet Allah'ındır. Bazen de insanın düşünerek, derinlemesine inceleyerek ve akıl yürüterek hüccete varması istenir. İman bu basamaklarla kurulur. Basamakları atlayan bağlanma inançtır ve zanna girer. Bakara suresinin 46. ayetindeki müminin zannı ise basamakları geçmiş bir imanın henüz yaşanmamış buluşmaya dair beklentisidir.
Bu kök üzerine düşüncen var mı?
Okuma notlarını paylaş, sorularını sor ve tartışmaya katıl.