ظلم
ẒLM
Bir şeyi kendi yerinden, yolundan ve zamanından kaydırmak, hakkı eksiltmek ya da aşmak, görüşü kapatan karanlıkla yeri, sınırı ve yolu görünmez kılmak
Bir şeyi kendi yerinden, yolundan ve zamanından kaydırmak, hakkı eksiltmek ya da aşmak, görüşü kapatan karanlıkla yeri, sınırı ve yolu görünmez kılmak
Kökün bütün çekim ve türevlerinin Kuran’daki toplam görünümü.
Ayetlerde filtrelenebilir temel türev form ailesi.
ẒLM bir şeyi kendisine ait olan yerden, yürüdüğü yoldan ve olgunlaşacağı zamandan kaydırmaktır. Kazılmamış toprağı kazmak, vakti gelmemiş sütü içmek, yoldan sağa sola sapmak ve hakkı eksiltmek ya da aşmak bu kökle söylenir. Kök karanlığa görüşü kapatan şeyle ulaşır. Karanlık nurun gidişidir, nur gidince yer, sınır ve yol görünmez olur. Görülmeyen yerde şey yerinden kayar, yolcu yoldan sapar. Karanlık önce içinde bir şeyin biçimlendiği, henüz bilinmeyen korunaklı katmandır, rahim ve toprağın içindeki tane gibi. Bu katmandan nura çıkılır. Zulüm nur geldikten sonra karanlıkta kalmak, hakkın üzerini örtmek ve şeyleri yerinden etmektir.
zulmetmek, yerinden etmek, yoldan sapmak, vaktinden önce almak, eksiltmek, hakkı aşmak, kararmak, karanlıkta kalmak, zulüm, karanlık, karanlıklar, zalim, mazlum, karanlık olan
to wrong, to displace, to swerve from the path, to take before its time, to diminish, to exceed the due, to grow dark, to be in darkness, wrongdoing, darkness, darknesses, wrongdoer, the wronged, darkened
Kök bir şeyi ait olduğu yerden, yürüdüğü yoldan ve olgunlaşacağı zamandan kaydırır. Bir şeyi kendi yeri olmayan bir yere koymak bu kökün en bilinen tanımıdır. Babasına benzeyen için benzerliği yersiz koymadı denir, kurdu çoban yapan için de zulmetti denir. Kökten karanlığa uzanan bir dal vardır. Görüşü kapatan şey bu kökle anılır, karanlık nurun gidişidir. Nur gidince yer ve yol görünmez olur, görülmeyen yerde şey kayar ve yolcu sapar. Kuran'da karanlıklar çoğuldur ve katmanlanır, nur tektir. Karanlık önce bir şeyin biçimlendiği korunaklı katmandır, oradan nura çıkılır. Zulüm o çıkışı reddetmek, nuru örtmek ve şeyleri yerinden etmektir.
1. Yer
Kökte bir şeyi kendi yeri olmayan bir yere koymak zulümdür. Daha önce hiç kazılmamış bir toprağı kazmak bu fiille söylenir, kazılmaması gereken yeri kazmak da. Böyle kazılan toprağa mazlum toprak denir. Sel toprağı açılmaması gereken yerden yarar. Vadide su daha önce hiç varmadığı bir yere varır. Kendi kazmadığı bir yuvaya yerleşen yılan için bu kökten bir benzetme yapılır, başkasının yerini alır. Bir kabre kendi toprağından başka toprak eklenince de zulmetmeyin denir. QORE okumasında ẒLM her şeyin kendine ait bir yeri olduğunu ve o yerin bozulabileceğini söyler.
2. Yol
Kökte yolu tutup ondan sapmayanlar için yola zulmetmediler denir. Bir yola giren sağa da sola da zulmetmezse yoldan ayrılmamıştır. Zulüm amaçlanan yönden sapmaktır. Aydınlık yoldan sapma, ona zulmetme denir. Kuran yolu da sapmayı da anar. Nahl suresinin 9. ayetinde yolun doğrusu Allah'a aittir, yollardan sapan da vardır. En'am suresinin 153. ayetinde dosdoğru bir sırat vardır, yollar ise insanı onun yolundan ayırıp dağıtır. QORE okumasında ẒLM tek yolun dışına düşmektir.
3. Zaman ve ölçü
Kökte vaktinden önce aceleye getirilen her şey zulme uğramıştır. Yağı çıkmadan, olgunlaşmadan içilen süte mazlum süt denir. Hastalık ve yaşlılık gelmeden kesilen hayvan için de bu fiil kullanılır. Kök ölçüyü de bozar. Kehf suresinin 33. ayetinde iki bahçe ürününü verir ve ondan hiçbir şeyi eksiltmez. Taha suresinin 112. ayetinde salih amel işleyen mümin zulümden de eksiltilmekten de korkmaz. Kökte zulmün bir tanımı da eksiltmektir. QORE okumasında ẒLM bir şeyin zamanını ve ölçüsünü bozmaktır, eksiltmek de aşmak da zulümdür.
4. Görüşü kapatan ve karanlık
Kökte karşılaşılan ilk şeye görüşü kapatan ilk şey denir. Gece de olsa gündüz de olsa göz önüne ilk düşen karaltı bu kökle anılır. Karanlık nurun gidişidir, nurun karşıtıdır. Gecenin başı, ay olsa bile, bu kökle karanlık diye anılır. Bakara suresinin 20. ayetinde şimşek aydınlatınca yürürler, karanlık basınca dururlar. Yasin suresinin 37. ayetinde gece bir ayettir, Allah ondan gündüzü sıyırır ve onlar karanlıkta kalır. Kökte dişlerin aşırı parlaklığı da bu kökle anılır, parıltı o kadar yoğundur ki içinde bir karaltı görülür. QORE okumasında karanlık yerin ve yolun görünmez olduğu haldir. Göremeyen durur ya da sapar.
5. Oluşum karanlığı
Zümer suresinin 6. ayetinde Allah insanı annelerinin karınlarında, yaratılış ardından yaratılışla, üç karanlık içinde halk eder. Nahl suresinin 78. ayetinde Allah insanı annelerinin karınlarından hiçbir şey bilmez halde çıkarır ve ona işitme, görme ve gönüller kılar. En'am suresinin 59. ayetinde gaybın anahtarları Allah katındadır, yerin karanlıklarındaki tane de açık bir kitaptadır. Kökte karanlık bilgisizliğin de adıdır. QORE okumasında rahimdeki karanlık korunmuş bir bilmeme halidir. Rahim korunaklı iç alandır, karanlık o korumanın kendisidir. Bu karanlıkta biçim oluşur ve oradan çıkılır. Çıkış bilmemekten işitmeye ve görmeye geçiştir.
6. Kalınan karanlık
Bakara suresinin 17. ayetinde bir topluluk ateş yakar, ateş çevresini aydınlatınca Allah nurlarını götürür ve onları göremez halde karanlıklarda bırakır. Bakara suresinin 257. ayetinde Allah iman edenlerin velisidir, onları karanlıklardan nura çıkarır. Kâfir olanların velileri tağuttur, onları nurdan karanlıklara çıkarırlar. En'am suresinin 122. ayetinde ölü olan diriltilir ve ona insanlar içinde yürüyeceği bir nur kılınır. Karanlıklarda olan ise oradan çıkan olmaz. En'am suresinin 39. ayetinde ayetleri yalanlayanlar karanlıklar içinde sağır ve dilsizdir. QORE okumasında zulüm bu karanlıktır. Nur geldikten sonra karanlıkta kalmak ya da nurdan karanlığa geri dönmektir. Oluşum karanlığından çıkılır, zulmün karanlığında kalınır.
7. Örtü, hakk ve batıl
En'am suresinin 82. ayetinde imanlarını zulümle giydirip karıştırmayanlar için güven vardır ve onlar yol bulmuştur. Bakara suresinin 42. ayetinde hakkı batılla giydirip karıştırmayın denir. Fiil iki yerde de aynıdır. Zulüm hakkın üzerine giydirilen bir örtüdür. Araf suresinin 103. ayetinde Firavun ve ileri gelenleri kendilerine gelen ayetlere zulmeder. Kökte bu kullanım örtmek ve yalanlamak anlamını yüklenir. Kökte zulüm dairenin merkez noktası gibi duran hakktan kaymak diye de tanımlanır. Zümer suresinin 69. ayetinde yer Rabbinin nuru ile aydınlanır, aralarında hakk ile hüküm verilir ve onlara zulmedilmez. QORE okumasında nur hakkı yerinde gösterir, zulüm hakkın üzerini örter ve batılı onun yerine koyar.
Soyut okuma katmanları
QORE okumasında kök şu katmanlarda okunur. Yer, bir şeyi kendine ait olmayan yere koymak. Yol, tek yolun dışına sapmak. Zaman, olgunlaşmamış olanı aceleye getirmek. Ölçü, eksiltmek ve aşmak. Görüş, gözü kapatan karaltı. Karanlık, nurun gidişi, yerin ve yolun görünmezliği. Oluşum karanlığı, rahimde ve toprakta korunmuş bilmeme hali. Kalınan karanlık, nur geldikten sonra çıkmamak. Örtü, hakkın üzerine giydirilen zulüm. Şirk, ilahlık hakkını yerinden etmek ve karanlıkta denk tutmak. Kendine zulüm, her zulmün sonunda insanın kendi nefsine dönmesi.
Fiil formu
Zaleme ve yazlimu, bir şeyi yerinden etmek, yoldan sapmak, vaktinden önce almak, eksiltmek ve hakkı aşmaktır. Fiil hem bir başkasına hem de insanın kendi nefsine yönelir. Araf suresinin 23. ayetinde Adem ve eşi Rablerine seslenir ve nefsimize zulmettik der. Kasas suresinin 16. ayetinde Musa, Neml suresinin 44. ayetinde Sebe halkının hükümdarı nefsime zulmettim der. Edilgen biçimde zulmedilir. Bakara suresinin 279. ayetinde zulmetmezsiniz ve size zulmedilmez denir. IV. babda azleme kararmaktır, Bakara suresinin 20. ayetinde karanlık onların üzerine basar. Kökte VIII. bab izzaleme, zulmü gönüllü olarak yüklenmektir, Kuran'da geçmez.
İsim formu
Zulm, yerinden etme, sapma ve eksiltme. Zulmet, nurun gidişi, karanlık. Zulumat, karanlıklar, Kuran'da her zaman çoğuldur. Zalim, zulmeden. Mazlum, zulme uğrayan. Zallam, çok zulmeden, Kuran'da Allah için olumsuzlanır. Muzlim, karanlıkta kalan ya da kararmış olan. Ezlem, daha zalim, Kuran'da kimdir daha zalim sorusunda geçer.
1. Bahçe eksiltmez
Kehf suresinin 33. ayetinde iki bahçenin ikisi de ürününü verir ve ondan hiçbir şeyi eksiltmez. Aralarından bir nehir fışkırtılır. Fiil burada eksiltmektir. Bir bahçe kendi ölçüsünü tam verir, hakkı olan ürünü saklamaz. Kökte zulmün bir tanımı eksiltmektir. Taha suresinin 112. ayetinde mümin zulümden de eksiltilmekten de korkmaz. Nisa suresinin 40. ayetinde Allah zerre ağırlığınca zulmetmez. QORE okumasında zulmün ilk ölçüsü bir şeyin hakkı olanı tam vermemesidir. Bahçe zulmetmez, insan eksiltir.
2. Karanlıkta denk tutmak
Lokman suresinin 13. ayetinde Lokman oğluna seslenir, Allah'a şirk koşma der, şirk büyük bir zulümdür. Kökte zulmün tanımı bir şeyi kendine ait olmayan yere koymaktır. Şirk ilahlık hakkını yerinden alıp başkasına vermektir. Kökte bu, nimeti sahibinden başkasına vermek diye açıklanır. En'am suresinin 1. ayetinde Allah gökleri ve yeri halk eder, karanlıkları ve nuru kılar. Ayet şöyle biter, sonra kâfir olanlar Rablerine denk tutarlar. Ra'd suresinin 16. ayetinde kör ile gören bir olur mu, karanlıklar ile nur bir olur mu diye sorulur. Hemen ardından Allah'a ortaklar mı kıldılar diye sorulur. Karanlık ile şirk aynı ayette yan yana durur. Maide suresinin 16. ayetinde Allah onları karanlıklardan nura çıkarır ve dosdoğru bir sırata iletir. İbrahim suresinin 1. ayetinde kitap insanları karanlıklardan nura, aziz ve hamid olanın sıratına çıkarmak için indirilir.
QORE okumasında karanlık şirki doğurur. Karanlıkta yol görünmez, her karaltı bir yol gibi görünür, her şey birbirine denk sanılır. Karanlığı nura denk bir güç sayan, onu gizli bir bilginin ya da bağımsız bir ilkenin alanı yapan her anlatı bu denk tutmanın içindedir. Karanlıklar çoğuldur ve yollar çoktur, nur tektir ve sırat tektir. Sırat-ı müstakim aydınlatılmış bir otoban gibidir. Nur yolun sınırlarını gösterir, yolcu sapmaz.
3. Karanlıklardan nura
Bakara suresinin 257. ayetinde Allah iman edenleri karanlıklardan nura çıkarır, tağut kâfir olanları nurdan karanlıklara çıkarır. Karanlıklardan nura çıkış Kuran'da her geçtiği yerde çıkarmak fiiliyle gelir. Maide suresinin 16. ayetinde, İbrahim suresinin 1. ve 5. ayetlerinde, Ahzab suresinin 43. ayetinde, Hadid suresinin 9. ayetinde ve Talak suresinin 11. ayetinde aynı fiil kullanılır. Nahl suresinin 78. ayetinde Allah insanı annelerinin karınlarından aynı fiille çıkarır. En'am suresinin 122. ayetinde karanlıklarda olan oradan çıkan olmaz. İbrahim suresinin 5. ayetinde Musa'ya kavmini karanlıklardan nura çıkarması söylenir. Hadid suresinin 9. ayetinde açık ayetler bu çıkış için indirilir. QORE okumasında karanlıklardan nura çıkış bir doğumdur. Rahimden çıkan bilmemekten işitmeye ve görmeye geçer, kitapla karanlıktan çıkan da bilmemekten nura geçer. Tağutun yönü bu doğumun tersidir.
4. Karanlık üstüne karanlık
Nur suresinin 40. ayetinde kâfirlerin amelleri derin bir denizdeki karanlıklar gibidir. Onu bir dalga örter, onun üstünde bir dalga, onun üstünde bir bulut vardır. Karanlıklar birbiri üstündedir. Kişi elini çıkarsa neredeyse onu göremez. Allah kime nur kılmazsa onun için hiçbir nur yoktur. Aynı surenin 35. ayetinde Allah göklerin ve yerin nurudur. Nuru bir kandil yuvası gibidir, içinde bir lamba, lamba bir cam içinde, cam inci gibi bir yıldız, mübarek bir zeytin ağacından tutuşturulur. Nur üstüne nurdur. Nur da katmanlanır, karanlık da. Nur tek kalır, karanlıklar çoğalır.
Enbiya suresinin 87. ayetinde hut sahibi öfkeyle gider, karanlıklarda seslenir. Senden başka ilah yok, sen tesbih edilensin, ben zalimlerden oldum der. Kökün iki ucu, karanlık ve zulüm, bu ayette yan yana durur. Saffat suresinin 142. ayetinde hut onu yutar. QORE okumasında onu yutan kendi nefsidir. Yolunu şaşırır ve karanlıklar içinde kalır. Derin denizdeki karanlık üstüne karanlık onun içinde kaldığı ruhsal karanlıktır. Çıkış kendi zulmünü itiraf ettiği seslenişle başlar.
Kökün sözlükteki ekseni yer, yol ve zaman kaymasıdır. Karanlık bu kökten uzayan bir daldır. Akadcada ve Geezcede ise kök yalnız kararmayı anlatır. Hangisinin önce geldiği kesin olarak gösterilemez. Sayfa kökün oluşumunu yer, yol ve zaman ile, karanlığı da dal olarak anlatır.
Rahimdeki karanlık korunmuş bir bilmeme halidir. Zulmün karanlığı nur geldikten sonra kalınan karanlıktır. İkisi aynı kelimeyle anılır.
Nur Kuran'da her yerde tektir, karanlıklar her yerde çoğuldur. Kandiller ve yıldızlar ise çoğul olabilir. Tekillik ışığın kendisine aittir, onu taşıyanlara ait olmaz.
Gökler ve yer halk edilir, karanlıklar ve nur kılınır. Karanlık bağımsız bir ilke olarak görülmez.
Allah zulmetmez, insanlar kendilerine zulmeder. Her zulüm sonunda zulmedenin kendi nefsine döner.
Kuran nuru aya ve kitaba verir, güneşi ziya ve sirac diye anar.
Zıt anlamlılar Kuran içi kullanımdan çıkarılacak ve bütün kökler tamamlandığında açılacak.
Bu kökün Kuran'daki anlam komşuluğu, aynı ayette en sık birlikte geçtiği köklerdir. Güç = ilişkinin tesadüfü aşma katı.
Akadca · ṢALĀMU · Kararmak, kara olmak. Çoğaltılmış kipte karartmak, ettirgen kipte karanlık kılmak.
Geez · ṢALİM ጸሊም · Kara, karanlık. ṢALMAT ጸልመት · Karanlık.
Akadcada ve Geezcede kök kararmayı anlatır. Arapçada kökte yer, yol ve zaman kayması ile karanlık birlikte yaşar. Karanlık kökün içinde, nurun gidişiyle yerin ve yolun görünmez olduğu bir dal olarak durur.
Zümer suresinin 6. ayetinde Allah insanı annelerinin karınlarında, yaratılış ardından yaratılışla, üç karanlık içinde halk eder. Karanlık halkın mekanıdır. Biçim orada oluşur.
Nahl suresinin 78. ayetinde Allah insanı annelerinin karınlarından hiçbir şey bilmez halde çıkarır ve ona işitme, görme ve gönüller kılar. Zümer suresinin 6. ayetinde aynı karınlar üç karanlıktır. QORE okumasında rahimdeki karanlık korunmuş bir bilmeme halidir, çıkış bilmemekten algıya geçiştir.
En'am suresinin 59. ayetinde gaybın anahtarları Allah katındadır, onları ondan başkası bilmez. Yerin karanlıklarındaki tane de açık bir kitaptadır. Karanlık burada henüz görünmeyendir. Tane orada büyür.
Enbiya suresinin 87. ayetinde hut sahibi öfkeyle gider ve karanlıklarda seslenir. Senden başka ilah yok, sen tesbih edilensin, ben zalimlerden oldum der. Karanlık ve zulüm aynı ayette buluşur. QORE okumasında onu yutan kendi nefsidir, yolunu şaşırıp karanlıklar içinde kalır.
Karanlıklardan nura çıkış Kuran'da her yerde çıkarmak fiiliyle gelir. Bakara suresinin 257. ayetinde Allah, İbrahim suresinin 1. ayetinde kitap, 5. ayetinde Musa, Ahzab suresinin 43. ayetinde salat eden Allah ve melekleri, Hadid suresinin 9. ayetinde indirilen ayetler, Talak suresinin 11. ayetinde ayetleri okuyan resul çıkarır. Nahl suresinin 78. ayetinde Allah insanı annelerinin karınlarından aynı fiille çıkarır. QORE okumasında bu çıkış bir doğumdur.
En'am suresinin 122. ayetinde ölü olan diriltilir ve ona insanlar içinde yürüyeceği bir nur kılınır. Karanlıklarda olan ise oradan çıkan olmaz. Çıkış fiili burada olumsuz gelir. Kalınan karanlık zulmün karanlığıdır.
Bakara suresinin 257. ayetinde Allah iman edenleri karanlıklardan nura çıkarır. Tağut kâfir olanları nurdan karanlıklara çıkarır. Çıkış iki yönlüdür ve aynı fiille kurulur. Karanlığa çekmek tağutun işidir.
En'am suresinin 1. ayetinde Allah gökleri ve yeri halk eder, karanlıkları ve nuru kılar. Sonra kâfir olanlar Rablerine denk tutarlar. Ra'd suresinin 16. ayetinde karanlıklar ve nur bir olur mu diye sorulur, ardından Allah'a ortaklar mı kıldılar denir. Lokman suresinin 13. ayetinde şirk büyük bir zulümdür. QORE okumasında karanlık şirki doğurur. Yol görünmeyince her karaltı bir yol, her şey birbirine denk sanılır. Karanlığı nura denk bir güç ya da gizli bir bilginin alanı sayan anlatılar bu denk tutmanın içindedir.
Maide suresinin 16. ayetinde Allah onları karanlıklardan nura çıkarır ve dosdoğru bir sırata iletir. İbrahim suresinin 1. ayetinde kitap insanları karanlıklardan nura, aziz ve hamid olanın sıratına çıkarır. En'am suresinin 39. ayetinde karanlıklardakilerin karşısında dosdoğru sırat durur. QORE okumasında sırat-ı müstakim aydınlatılmış bir otoban gibidir. Karanlıklar çok yol gösterir, nur tek yolu.
Kuran'da karanlıklar her geçtiği yerde çoğuldur, nur her geçtiği yerde tektir. Kandiller ve yıldızlar çoğul olabilir, ışığın kendisi tektir. Yunus suresinin 5. ayetinde güneş ziya, ay nurdur. Nuh suresinin 16. ayetinde ay nur, güneş siractır. Nur aya ve kitaba verilir.
Nur suresinin 35. ayetinde nur kandil yuvası, lamba, cam, yıldız ve zeytin ağacı katmanlarıyla anlatılır ve nur üstüne nurdur. Aynı surenin 40. ayetinde karanlıklar derin deniz, dalga, dalga ve bulut katmanlarıyla birbiri üstündedir. İki ayet birbirinin aynasıdır. Allah kime nur kılmazsa onun için hiçbir nur yoktur.
Bakara suresinin 20. ayetinde şimşek gözlerini neredeyse kapar. Aydınlatınca onun içinde yürürler, karanlık basınca dururlar. Karanlıkta yol görünmez, yürüyüş durur.
Bakara suresinin 17. ayetinde bir topluluk ateş yakar. Ateş çevresini aydınlatınca Allah nurlarını götürür ve onları göremez halde karanlıklarda bırakır. Ateş insanın yaktığı ışıktır, nuru Allah verir ve götürür. Nar ile nur aynı köktendir.
Fatır suresinin 19. ile 22. ayetleri arasında dört çift yan yana durur. Kör ile gören, karanlıklar ile nur, gölge ile sıcak, diriler ile ölüler bir olmaz. Ra'd suresinin 16. ayeti kör ile göreni ve karanlıklar ile nuru aynı soruda sorar. Karanlık körlük ve ölümle, nur görme ve dirilikle aynı seridedir.
Yasin suresinin 37. ayetinde gece bir ayettir. Allah ondan gündüzü sıyırır ve onlar karanlıkta kalır. Gündüz gecenin üzerinden bir deri gibi soyulur. Işık soyulunca altındaki karanlık görünür.
Neml suresinin 44. ayetinde Sebe halkının hükümdarı köşkü görür ve onu derin bir su sanır. Ona köşkün camdan döşenmiş olduğu söylenir. Rabbine seslenir, nefsime zulmettim ve Süleyman ile birlikte alemlerin Rabbine teslim oldum der. Nur suresinin 40. ayetindeki karanlıklar da derin bir denizdedir, kelime aynı köktendir. Yanlış görmek şeyi yersiz koymaktır, itiraf zulümle kapanır.
Kehf suresinin 33. ayetinde iki bahçe ürününü verir ve ondan hiçbir şeyi eksiltmez. Taha suresinin 112. ayetinde salih amel işleyen mümin zulümden de eksiltilmekten de korkmaz. Zulüm hakkı tam vermemektir.
En'am suresinin 82. ayetinde imanlarını zulümle giydirip karıştırmayanlar için güven vardır ve onlar yol bulmuştur. Bakara suresinin 42. ayetinde hakkı batılla giydirip karıştırmayın denir. Zulüm hakkın üzerine giydirilen örtüdür.
Zümer suresinin 69. ayetinde yer Rabbinin nuru ile aydınlanır, kitap konur, nebiler ve şahitler getirilir. Aralarında hakk ile hüküm verilir ve onlara zulmedilmez. Nur, hakk ve zulmün yokluğu tek ayette buluşur.
Bakara suresinin 279. ayetinde zulmetmezsiniz ve size zulmedilmez denir. Yunus suresinin 44. ayetinde Allah insanlara hiçbir şeyle zulmetmez, insanlar kendi nefislerine zulmeder. Ankebut suresinin 40. ayetinde de aynı denge kurulur. Zulüm iki yönlüdür ve sonunda zulmedenin kendisine döner.
Araf suresinin 23. ayetinde Adem ve eşi nefsimize zulmettik der. Kasas suresinin 16. ayetinde Musa, Neml suresinin 44. ayetinde Sebe halkının hükümdarı nefsime zulmettim der. Enbiya suresinin 87. ayetinde hut sahibi zalimlerden oldum der. İtiraf her yerde kendi nefsine yönelir ve dönüş orada başlar.
En'am suresinin 97. ayetinde Allah yıldızları karanın ve denizin karanlıklarında yol bulasınız diye kılar. Neml suresinin 63. ayetinde karanın ve denizin karanlıklarında yolu gösteren sorulur. En'am suresinin 63. ayetinde o karanlıklardan kurtaran sorulur. Karanlıkta yol bulmak bir işaretle olur.
Zümer suresinin 6. ayetinde insan üç karanlık içinde halk edilir. 22. ayette göğsü açılan Rabbinden bir nur üzerindedir. 23. ayette Allah sözün en güzelini, müteşabih ve mesani bir kitap olarak indirir. 69. ayette yer Rabbinin nuru ile aydınlanır ve onlara zulmedilmez. Kök Kuran'da çift çift kurulur. Karanlıklar ve nur, çıkış ve dönüş, etmek ve uğramak, nur üstüne nur ve karanlık üstüne karanlık. QORE okumasında mesani yapı karanlığı nurun aynasında okutur.
Nisa suresinin 40. ayetinde Allah zerre ağırlığınca zulmetmez. Bir iyilik olursa onu kat kat artırır. Al-i İmran suresinin 108. ayetinde Allah alemler için zulüm dilemez.
Araf suresinin 103. ayetinde Musa ayetlerle Firavun'a ve ileri gelenlerine gönderilir, onlar o ayetlere zulmeder. İsra suresinin 59. ayetinde Semud'a görünür bir işaret verilir, ona zulmederler. Fiil burada örtmek ve yalanlamak anlamını yüklenir. Görünür kılınanın üzeri örtülür.
Enbiya suresinin 87. ayetinde karanlıklarda seslenen Zünnun diye anılır. Kökte nun hut demektir. Kalem suresi nun harfiyle açılır ve sonunda hut sahibini anar. 48. ayette hut sahibi içi tıkanmış halde seslenir. 49. ayette Rabbinden bir nimet onu yakalamasaydı yerilmiş halde açık bir yere atılacaktı. Saffat suresinin 145. ayetinde de aynı kelimelerle açık bir yere atılır. Harf ile ad yazıda ayrıdır, açılıştaki harf ad olarak yazılmaz. QORE okumasında Kalem suresinin açılış harfi ile surenin sonundaki hut sahibi arasında bir işaret köprüsü vardır. Karanlıklarda seslenen, kalem ve satırlarla açılan surenin sonunda nimetle yakalanır.
Kök bir şeyi ait olduğu yerden, yürüdüğü yoldan ve olgunlaşacağı zamandan kaydırır. Kökten karanlığa uzanan dalda görüşü kapatan şey ve nurun gidişi anılır. Nur gidince yer ve yol görünmez olur. Kuran'da karanlıklar çoğuldur, nur tektir. Karanlık önce rahim ve toprak gibi içinde bir şeyin biçimlendiği korunaklı katmandır, kitap insanları oradan nura çıkarır. Zulüm nur geldikten sonra karanlıkta kalmak ve hakkın üzerini örtmektir. Karanlık şirki doğurur, nur tek yolu gösterir.
Bu kök üzerine düşüncen var mı?
Okuma notlarını paylaş, sorularını sor ve tartışmaya katıl.