LİSTE HAZIRLANIYOR
LİSTE HAZIRLANIYOR
الفلق
Kök anlam sabiti hazırlanıyor.
KÖKÜ İNCELE ↗Gelenekte sure Resule yapılan bir büyü olayına bağlanır ve düğümlere üfleyenler büyü yapan kadınlar olarak okunur. Kuran ise ukde kelimesini bağlayıcı akitler için kullanır.
Karanlığı çatlatıp sabahı ortaya çıkaran Rabbime sığınırım.
Sure bir buyrukla açılır, söyle. Resule karanlığı çatlatıp sabahı ortaya çıkaran Rabbe sığındığını söylemesi buyrulur. Söyle buyruğu Kafirun suresini de açmıştı. Felak kelimesinin kökü FLG̈ bir şeyi çatlatıp yarmayı ve içinden bir şeyi ortaya çıkarmayı anlatır. Kuran bu kökü Enam suresinin 95 ve 96. ayetlerinde tohumu ve çekirdeği çatlatan ve sabahı yaran Rab için kullanır. Felakın Rabbi böylece tohumdan sabaha kadar çatlayıp açılan her şeyin Rabbidir. Fecr suresinin adını veren FCR kökü de karanlığı yaran ilk aydınlığı anlatmıştı. Kuran yarılmayı farklı köklerle anlatır ve her kök yarılmanın başka bir katmanını taşır. Sığınmak anlamındaki euzu ise AVẔ kökünden gelir. Nahl suresinin 98. ayeti Kuran okunurken Allah'a sığınılmasını buyurur ve sığınma vahiyle birlikte anılır.
QORE okumasında Felak nüzul sırasının kozmik dizisini tamamlar. Leyl, Fecr ve Duha karanlığı dağıtan vahyin yükselişini anlatmıştı. Felak'ta sığınılan Rab karanlığı çatlatan Rabdir. Karanlıkla birlikte tohum da çatlar ve içinden bir filiz çıkar. Vahiy de böyle iner, karanlığı yarar, aydınlatır ve aynı zamanda toprağa düşen bir tohum gibi filizlenir. İbrahim suresinin 24. ayetinde güzel söz kökü sağlam ve dalları gökte bir ağaca benzetilmişti. Felak o ağacın çatlayan ilk tohumunu gösterir.
Ardından sığınmanın kapsadığı şerler tek tek sayılır ve her biri min şerri yani şerrinden diye başlar. İlki yaratılan her şeyin taşıyabileceği şerdir. Şer kelimesinin kökü ŞRR kıvılcım anlamındaki şererle aynıdır. Mürselat suresinin 32. ayetinde aynı kök etrafa saçılan kıvılcımlar için kullanılır. Şer böylece kıvılcım gibi sıçrayıp yayılan zarardır.
İkinci şer karanlığın şerridir yani yoğunlaşan karanlık içine çöktüğünde ortaya çıkan şer. Karanlık anlamındaki gasik ĞSG̈ kökünden gelir. İsra suresinin 78. ayetinde aynı kök leylin karanlığının yoğunlaştığı an için kullanılır. Çökmek anlamındaki vekab ise bir şeyin içine girip batmasını anlatan VG̈B kökündendir. Kuranda karanlıklar çoğul gelir, zulumattır, karanlığın en yoğun olduğu ĞSG̈ anı dalaletin de toplumun en derilerine nüfuz ettiği bir zulüm düzenine vurgu yapar.
Üçüncü şer akitlerini bozanların şerridir. Ayetteki ifade neffasati fi'l-ukad yani düğümlere üfleyenler olarak çevrilir. Fakat düğüm anlamındaki ukad AG̈D kökünden gelir ve Kuran bu kökü bağlayıcı akitler için kullanır. Maide suresinin 1. ayeti akitlerin yerine getirilmesini buyurur. Üflemek anlamındaki neffasat ise NFS̄ kökünden gelir ve bir şeyi soluk gibi dışarı püskürtüp atmayı anlatır. Akde üflemek böylece bağlayıcı bir sözü dışarı atıp çözmektir yani anlaşmayı tek taraflı bozup karşı tarafı zor durumda bırakmaktır. Kuran ahdi, akdi ve misakı bozmaktan bahseder. Bakara suresinin 100. ayeti verilen her ahdi içlerinden bir grubun fırlatıp attığını söyler. Nahl suresinin 92. ayeti ise yeminlerini bozanları, sağlamca eğirdiği ipliği sonradan çözüp bozan bir kadına benzetir. Neffasat kelimesi dişil çoğuldur ve Arapçada dişil çoğul topluluklar ve nefisler için de kullanılır. Gelenek bu biçimi büyü yapan kadınlar olarak okumuştur, Kuran içi kullanım ise onu akitlerini bozan kişi ve topluluklar olarak açar.
Dördüncü şer haset edenin haset ettiği andaki şerridir. Haset H́SD kökünden gelir ve başkasına verilenin ondan gitmesini istemektir. Kuran haseti en açık biçimde verilen kitaba yönelik anlatır. Nisa suresinin 54. ayeti insanların Allah'ın lütfundan verdiği şeye haset ettiğini söyler ve o ayette verilen şey kitap ve hikmettir. Bakara suresinin 109. ayeti de hak açıkça belli olduktan sonra duyulan hasetten söz eder. Kevser suresinde Resule verilen bolluk ve ona kin güden de aynı alanda durmuştu. Karanlığın şerri ile hasedin şerri aynı kalıpla kurulur, karanlık çöktüğünde ve haset eden haset ettiğinde. Biri dışarıdaki yani toplumdaki karanlıktır öteki ise insanın içindeki karanlık. Sure böylece kozmik karanlıktan toplumsal karanlığa oradan da insan kalbindeki karanlığa iner. Karanlığı çatlatan Rab hem göğün karanlığını, hem zulumat altındaki toplumların karanlığını hem de insanın içinde düğümlenen karanlığı açmaya gücü yeten Rabdir.