LİSTE HAZIRLANIYOR
LİSTE HAZIRLANIYOR
الشمس
Kök anlam sabiti hazırlanıyor.
KÖKÜ İNCELE ↗Onu arındıran kurtuluşa ermiştir.
Sure ve kalıbıyla art arda dikkat çeker ve kozmik çiftleri sıralar. Güneş ve onun kuşluk aydınlığı, güneşi izleyen ay, onu açığa çıkaran nehar ve onu örten leyl anılır. Ardından gök ve onu inşa eden, yer ve onu yayan gelir. Kuşluk anlamındaki duha Duha suresine adını veren ḌH́V kökündendir. İzlemek anlamındaki tela fiili TLV kökünden gelir ve aynı kök okumayı anlatan tilavetin de köküdür. Tilavetin düz Kuran okumak olmadığını bu ayetler tefsir eder. Leyl ile neharın bu suredeki dizilişi Leyl suresinin ilk iki ayetinde de aynı kalıpla geçmişti. Leylin örtmesi anlamındaki yağşa ise Necm suresinde sidreyi kaplayanla aynı ĞŞV kökündendir. Nüzul sırasında hemen önce gelen Kadir fecrin doğuşuyla kapanmıştı, Şems güneş ve kuşlukla açılır.
Gökle ilgili fiil inşa etmek anlamındaki BNY kökünden gelir. Zariyat suresinin 47. ayetinde gök ellerle inşa edilir, Arap dilinde eller gücü sembolize eder. Necm ve Abese surelerinde insanın kendisine ayırdığı ve kurduğu yapılar bu kökle anılmıştı. Şems ise göğü inşa edeni anar. İnşa edeni anlatan ma edatı iki okumaya açıktır. Birinde onu inşa eden, ötekinde onun inşası anlamına bürünür. Yerle ilgili tahaha ise yaymayı ve yayarak genişletmeyi anlatan ṬH́V kökünden gelir. Kök, Naziat suresinin 30. ayetinde yerin yayılmasını anlatan DH́V kökünün semantik kardeşidir. Bu kayıt sıkça devekuşu yumurtası diye aktarılır, fakat kökün anlattığı ise devekuşu yuvasının yayılmış ve hafifçe çukurlaşmış formudur. DH́V kökünde devekuşunun ayaklarıyla toprağı açıp yayarak kurduğu yuva çukuru fikri anlamın oluşum hikayesidir. QORE okumasında yer, yaşamı barındırmak için yayılıp hazırlanmış bir yuva gibidir.
Kozmik çiftlerin ardından sure nefse döner ve onu düzenleyeni anar. Düzenleme ve dengeleme anlamındaki sevva SVY kökünden gelir. Ala suresinin 2. ayetinde de yaratıp düzenleyip dengeleyen bu kökle anılmıştı. Rab nefse fucurunu ve takvasını ilham eder. İlham kelimesi LHM kökünden gelir ve bir şeyi içe yutturmayı, içe yerleştirmeyi anlatır. Fucur yarmak anlamındaki FCR kökünden gelir. Fecrin karanlığı yarması da bu köktendir. Fucur sınırı yarıp dışarı taşmaktır. Takva ise korunmak anlamındaki VG̈Y kökünden gelir. Nefsin içine biri sınırı yaran, öbürü sınır içinde koruyan iki yön yerleştirilmiştir. Gökteki çiftler nefsin içindeki çifte ayna tutar.
Onu arındıran kurtuluşa ermiş, onu gömen ise umduğunu yitirmiştir. Arınmak anlamındaki zekka ZKV kökünden gelir. Ala suresinin 14. ayeti aynı kalıpla arınanın kurtuluşa erdiğini söylemişti. Kurtuluş anlamındaki efleha FLH́ kökündendir ve toprağı yarıp ürün almayı da anlatır. Gömmek anlamındaki dessa DSS kökünden gelir ve bir şeyi bastırıp gizlemeyi anlatır. Nahl suresinin 59. ayetinde kız çocuğunu toprağa gömmeyi tartan kişi aynı kökle anılmıştı. Yitirmek anlamındaki habe ḤYB kökünden gelir. Taha suresi aynı kalıbı zulüm yüklenen için kullanır. Necm suresi arınmışlığı kendine yakıştırmayı insanın işinin dışında tutmuştu. Şems ise arındırmanın bir iş olduğunu ve emek istediğini gösteriyor. Yani arınma protokolü uygulamadan arınmışlık iddiasında bulunmak boşa düşürülüyor.
Sure sonra Semud'u anlatır. Semud azgınlığıyla yalanlamıştır. Azgınlık anlamındaki tağva ṬĞY kökünden gelir. Necm suresinde gözün sınırı aşmaması, Alak suresinde insanın azması ve Fecr suresinde Semud ile ötekilerin ülkelerde azması da bu köktendir. Fecr suresi Semud'u vadide kayaları oyan bir kavim olarak anmıştı. Şuara suresinin 149 ile 152. ayetleri arasında Semud dağlardan ustalıkla evler yontar ve yeryüzünde düzeni bozan müsriflerin emrine uyar. Araf suresinin 75. ayetinde kavmin kibirlenen ileri gelenleri zayıf bırakılanlarla karşı karşıya gelir. Aralarındaki en bedbaht harekete geçirilir. Bu fiil inbeasa BAS̄ kökünden gelir. Kök duran, çökmüş ya da uyuyan bir şeyi kaldırıp bir yöne göndermeyi anlatır. Çökmüş bir deveyi kaldırıp yola koymak da bu kökle kaydedilir. İnbeasa kökün infial kalıbıdır ve bir etkiyle harekete geçmeyi anlatır. Kuran BAS̄ kökünü bir örgü gibi işler. Cuma suresinin 2. ayetinde ve Nahl suresinin 36. ayetinde Allah ümmetlerin içinde resul baas eder. Enam suresinin 60. ayetinde Allah insanları leylde vefat ettirir ve neharda yeniden baas eder. Yasin suresinin 52. ayetinde insanlar kim bizi yattığımız yerden kaldırdı diye sorar ve ölümden sonra diriliş de aynı kökle anlatılır. Şems'te ise kökün yönü ters çevrilir. Allah'ın resulü onlara gönderilmiştir, kavim ise kendi içinden en bedbahtı kaldırıp Allah'ın devesine yöneltir. Neml suresinin 48. ayetinde şehirde düzeni bozan dokuz kişilik bir topluluk anılır. Kamer suresinin 29. ayetinde Semud arkadaşlarını çağırır, o da işe girişir ve devenin ayaklarını keser. Çağırmak anlamındaki nadev NDV kökünden, girişmek anlamındaki teata AṬV kökünden gelir. Kamer'de eli uzanan tek bir kişidir, Şems ise aynı fiili çoğul kullanır ve bu eylemi bütün kavme yükler. Onu harekete geçiren ve eylemine ortak olan bütün bir topluluktur. Aynı infial kalıbı Tevbe suresinin 46. ayetinde de geçer ve Allah'ın hoş görmediği bir harekete geçişi anlatır. En bedbaht anlamındaki eşka Ala suresinde zikirden kaçınan için de kullanılmıştı.
Allah'ın resulü onlara Allah'ın devesini ve onun su payını hatırlatır. Kuran Araf suresinin 73. ayetinde bu deveyi insanlara bir ayet olarak anar. Hud suresinin 64. ayeti onu Allah'ın arzında serbest bırakmalarını ve ona kötülükle dokunmamalarını ister. Şuara suresinin 155. ayetinde devenin ve kavmin ayrı ayrı su içme günleri vardır. Kamer suresinin 28. ayetinde su aralarında paylaştırılmış bir kısmettir. Onu yalanlarlar ve ayaklarının sinirlerini keserek onu yürüyemez hale getirirler. Bu fiil akaru AG̈R kökünden gelir. Kök bir şeyi kökünden kesmeyi ve kısır bırakmayı anlatır. Meryem suresinin 5. ayetinde soyu kesik anlamındaki akir de bu köktendir. Bu eylem devenin hareketini durdurur. Hud'da serbestçe dolaşıp otlaması istenen devenin dolaşımı kesilir. QORE okumasında Allah'ın devesi mitik bir mucize hayvan olarak okunmaz. Deve Semud'un kaynak, mülkiyet ve sınır ahlakını sınayan bir ayettir. Hud'daki ifadede üç kavram birleşir, delil, Allah'ın arzı ve dokunulmazlık sınırı. Arz Allah'ındır ve insanın elinde mutlak bir mülk olarak durmaz, bir emanet olarak durur. Toplumun su payı ortak kaynağın adil paylaşımıdır ve bu günümüzde her türlü ortak paylaşım unsuruna formüle edilebilir. Dağları oyan ve kendini sarsılmaz sanan bir güç ortak kaynağı tekeline almak ister. Devenin ayaklarını kesmek paylaşım düzeninin işleyişini sakatlamaktır. Düzen görünüşte durur, ama artık yürüyemez ve kısır kalır. Necm suresinde muhatapların paylaştırması çarpık bir kısmet olarak anılmıştı, Semud ise adil kısmetin işleyişine el uzatır. Sure burada nefsteki fucur ile toplumdaki fucuru aynı çizgiye koyar. Sınırı aşıp yaran nefs ortak düzenin sınırını da yarıp dışına çıkar. Rab onların üzerine kendi işlerinin sonucunu kapatır ve onları düzler. Günah diye karşılanan zenb ẔNB kökünden gelir ve kökte kuyruk anlamı taşır. Zenb insanın eyleminin ardından gelen sonucudur. Kapatıp yerle bir etmek anlamındaki demdeme Kuran'da yalnız burada geçer. Düzlemek anlamındaki sevva ise yedinci ayetteki nefsi düzenlemekle aynı SVY kökündendir. Sure böylece bir halka kurar. Nefsi düzenleyen Rab, düzeni bozanları da düzler. Son ayette fiilin öznesi iki okumaya açıktır. Birinde Rab bu işin akıbetinden emindir. Ötekinde deveyi yürüyemez kılan en bedbaht kişi sonucunu hesaba katmadan hareket etmiştir. Akıbet anlamındaki ukba AG̈B kökünden gelir ve bir şeyin ardından geleni anlatır. AG̈B ile AG̈R kökleri arasında etimon bir iştikak ilişkisi mevcuttur.
QORE okumasında güneş vahyi, ay ise risaleti ve Resulü sembolize eder. Nüzul sırasında Leyl, Fecr ve Duha surelerinden sonra gelen Şems bu dizinin dördüncü halkasıdır. Leyl vahiysiz kalan toplumun karanlık evresini, Fecr bu karanlığın vahiyle ilk kez yarılışını, Duha ise aydınlığın karanlığa hakim gelmeye başlamasını anlatmıştı. Şems'te güneş tam olarak ortadadır, vahyin aydınlığı netleşmiş ve mesaj apaçık olmuştur. Sure bu geçişi ilk ayetinde gösterir, güneş kendi kuşluk aydınlığıyla birlikte anılır. Kadir'de fecrin doğuşuna kadar süren iniş Şems'te tam aydınlığa ulaşır. Güneş kendi ışığını saçar, ay ise o ışığı yansıtır. Ayın güneşi izlemesi tilavetle aynı TLV kökündendir. Ahkaf suresinin 9. ayetinde Resul yalnız kendisine vahyedilene uyduğunu söyler. Ahzab suresinin 46. ayeti de onu aydınlatan bir kandil olarak anar. Aydınlatmak anlamındaki munir ayın nuru ile aynı NVR kökündendir. Yasin suresinin 40. ayetinde güneş ve ayın her biri kendi yörüngesinde yüzer ve rolleri sabittir. Aydınlık tam olduğu halde leyl örtmeye devam eder. Bu yüzden sure aydınlığın ardından nefse döner. Hakk apaçık ortadadır ve seçim insanın kendi elindedir. Nefse yani kişinin benliğine ilham edilen fucur, karanlığı yaran fecr ile aynı köktendir. İnsan bu yarma gücünü ya sınırı aşmak ya da aydınlığa açılmak için kullanır. Semud aydınlığın ortasında karanlıkta ısrar edenlerin örneğidir. Nüzul sırasında Şems'i daha sonra Kamer suresi izler ve ayın aydınlığı risaletin aydınlığı olarak belirir.