LİSTE HAZIRLANIYOR
LİSTE HAZIRLANIYOR
عبس
Kök anlam sabiti hazırlanıyor.
KÖKÜ İNCELE ↗Hayır, bu bir tezkiredir, dileyen onu hatırlar.
Sure bir hareketi anlatarak açılır. Kaşlar çatılır ve yön başka tarafa çevrilir, çünkü bir a'ma gelmiştir. Kaş çatmak anlamındaki abese ABS kökünden gelir ve Müddessir suresinin 22. ayetinde vahyi ölçüp tartan birinin çatılan kaşları için de geçer. Yön çevirmek anlamındaki tevella VLY kökünden gelir. İlk iki ayette fiiller üçüncü şahıstadır, ardından söz ikinci şahsa döner ve muhatabına doğrudan seslenir, sen ne bilirsin? Bu muhatap Resuldür ve vahiy onun yönelişini burada kendi sözüyle düzeltir.
Tevella fiili nüzul sırasında daha önce karşıtıyla birlikte anılmıştı. Alak suresinin 10. ayetinde salla eden bir kul men edilmişti, 13. ayetinde ise men eden kişi için kezzebe yani yalanladı ve Tevella yani yön çevirdi denilmişti. Ala suresinin 15. ayetinde ise arınan kişi Rabbinin adını anarak salat ediyordu. Leyl suresi güzel olanı doğrulayanı ve yalanlayanı birbirinden ayırıyor ve 16. ayette yalanlayıp yön çevireni anıyordu. Necm suresi de zikirden yön çevireni aynı fiille anlatmıştı. Kuran bu dört fiili Kıyame suresinin 31 ve 32. ayetlerinde iki çift olarak bir araya getirir, doğrulamak ile yalanlamak ve salla etmek ile yön çevirmek. Salla fiili S̀LV kökünden gelir ve ilk katmanda yakından izlemeyi, bağlanıp ardından gitmeyi anlatır. Antik Arapça'da at yarışlarında öndeki atı burnu neredeyse onun sağrısına değecek kadar yakından izleyen ata musalli denilirdi. Tevella ise sırtını dönüp uzaklaşmaktır. Alak'ta ve Leyl'de yalanlayanı anlatan fiil Abese'de Resulün bir anlık yönelişini anlatır ve uyarının keskinliği buradan gelir. S̀LV kökünün diğer katmanları ilerleyen surelerde açılacaktır.
Gelen kişi bir a'madır. A'ma AMY kökünden gelir ve görüşün kapanmasını anlatır. Kuran bu kökü göz dışında da kullanır. Kasas suresinin 66. ayetinde haberler onlara kapanır, Hud suresinin 28. ayetinde rahmet onlara kapalı kalır ve iki yerde de aynı AMY kökü geçer. Hac suresinin 46. ayeti asıl körlüğün göğüslerdeki kalplerde olduğunu söyler. Bu kişi koşarak gelmiştir ve içinde haşyet taşır. Koşmak anlamındaki yes'a Necm suresinde insanın elinde olduğu söylenen çabayla aynı SAY kökündendir. Haşyet ise saygıyla karışık derin bir ürpertiyi anlatan ḤŞY kökünden gelir. Sure bu kişinin arınabileceğini ya da hatırlayıp zikirden fayda görebileceğini söyler. Arınmak anlamındaki yezzekka ZKV kökünden, hatırlamak anlamındaki yezzekkeru ise ẔKR kökünden gelir. Ala suresinin 9 ile 14. ayetleri arasında aynı üç kelime bir arada geçmişti. Zikir fayda verirse hatırlat, haşyet duyan hatırlayacaktır ve arınan kurtuluşa ermiştir. Ala bir kural koymuştu, Abese o kuralın sınandığı anı anlatır.
Resul ise bu sahnede kendini yeterli görene yönelmiştir. Yani arınma derdinde olmayan kişiye. Kendini yeterli görmek anlamındaki isteğna ĞNY kökünden gelir. Aynı biçim Alak suresinin 7. ayetinde azan insanın, Leyl suresinin 8. ayetinde cimrilik eden insanın halini anlatır. Necm suresi ĞNY kökünü aracılığın ve zannın boşa düşüşünde ve yeterli kılanın Rab oluşunda kullanmıştı. Yönelmek anlamındaki tesadda S̀DY kökünden gelir ve birinin karşısına geçip ona kulak vermeyi anlatır. Kendini yeterli gören birinin arınıp arınmaması Resulün sorumluluğunun dışında kalır. Koşarak gelen kişi ise geri planda bırakılır ve ilgi ondan çekilip başka yöne verilir. İlgiyi bir şeyden çekip başka bir şeye vermek anlamındaki telehha LHV kökünden gelir. Tekasür suresinde çoğaltma yarışının insanların ilgisini asıl olandan çekip kendine bağlaması da bu köktendir.
QORE okumasında a'ma iki katmanda okunur. Birinci katmanda gözü görmeyen biridir. Kök katmanında ise kendisine bilgi henüz açılmamış, görüşü örtülü ama arayan kişidir. Koşarak gelir, haşyet duyar ve arınmaya açıktır. Sahnedeki kendini yeterli gören diğer kişi ise gördüğünü sanır. Necm suresinin 35. ayeti böyle birine gaybın bilgisi onun yanında mı ki görüyor diye sorulmuştu. İsra suresinin 72. ayetine göre bu dünyada kör olan ahirette de kör olacaktır denilirken buradaki körlük idrak körlüğüdür. Sure böylece kör ile göreni yer değiştirir. Görüşü örtülü olan arayan taraftır, gördüğünü sanan ise zikre kapanmıştır. Bu yer değiştirme Necm ile Abese arasında güçlü bir bağ kurar. Necm suresinin 11. ayetinde Resulün gördüğünü doğrulayan fuaddır, yani içten kavrayan kalptir. Görme orada gözün işi olmaktan çıkar ve fuadın işi olur. Abese hemen ardından gözü görmeyen birini getirir ve onun arınmaya en yakın kişi olduğunu söyler. Hakikati görmek böylece yalnız Resule özgü bir ayrıcalık olarak kalmaz. Resul gördü ama biz görmedik diyecek birine Kuran hemen cevap verir. En'am suresinin 104. ayeti Rabden basiretlerin geldiğini söyler, gören kendi lehine görür, kör kalan ise kendi aleyhine kalır. Bu körlük de aynı AMY kökündendir. Yusuf suresinin 108. ayetinde Resul basiret üzerinde olanların kendisi ve ona uyanlar olduğunu söyler. Ayetlerin getirdiği hakikat fuadla görülür ve gözü görmeyen biri de bu hakikati görebilir. Sure yönelişi de tartar. Salat bu katmanda yakından izleyip bağlanmaktır ve bu sahnede yönelinmesi gereken kişi hakikati arayan a'maydı. Bu sahne vahyin Nebi'nin tercihine bile balans ayarı yaptığını gösterir. Ahkaf suresinin 9. ayetinde Resul yalnız kendisine vahyedilene uyduğunu söyler. Resule uymak onun uyduğu vahye uymaktır ve Abese bu vahyin Nebi sıfatıyla onun yönünü düzelttiği bir an olarak okunur. Necm suresinde arkadaşınızın yolu sağlamdır denilmişti, Abese o yolun vahiyle nasıl sağlam tutulduğunu gösterir.
Ardından kella sözü gelir ve akışı keserek yönü değiştirir. Bu bir tezkiredir, dileyen onu hatırlar. Aynı iki cümle Müddessir suresinin 54 ve 55. ayetlerinde kelimesi kelimesine geçmişti. Tezkire saygın sahifelerdedir, yükseltilmiş ve arındırılmıştır. Sahifeler Necm suresinde ve Ala suresinde Musa ile İbrahim'in sahifeleri olarak da anılmıştı. Sahifeler sefere denen değerli ve iyi kişilerin elindedir. Sefere örtüyü açmak ve ortaya çıkarmak anlamındaki SFR kökünden gelir. Müddessir suresinin 34. ayetinde sabahın açılması, Cuma suresinin 5. ayetinde ise kitaplar aynı köktendir. Sefere böylece yazıyı taşıyan ve anlamı açığa çıkaran elçilerdir. Görüşü örtülü olana açılacak olan da bu tezkiredir.
Sure sonra insana döner ve hayretle sorar, insan tükenip gitmiştir, onu bu kadar örtmeye ne sürükledi? Tükenmek diye karşılanan qutile G̈TL kökünden gelir ve bir şeyin gücünü ve etkisini kırmayı anlatır. Fiil edilgendir ve faili anılmaz, Arapça'da bu kalıp en uç hayreti dile getirmek için kullanır. Aynı kalıp Müddessir suresinin 19 ve 20. ayetlerinde vahyi ölçüp biçen ve ardından kaşlarını çatan kişi için geçmişti. Örtmek anlamındaki ekfera KFR kökünden gelir. Hadid suresinin 20. ayetinde tohumu toprağa örten ekinciler de bu kökle anılır. Ardından ikinci soru gelir, onu hangi şeyden yarattı? İnsan bir nutfeden yaratılır ve ölçüyle biçimlendirilir. Nutfe ve takdir Necm suresinin 46. ayetinde de yan yana geçmişti. Müddessir'de insan kendi ölçüp biçmesiyle tükenmişti, Abese'de ise insanı ölçüyle biçimlendiren Allah'tır. Sonra yolu ona kolaylaştırılır. Kolaylaştırmak anlamındaki yessere YSR kökünden gelir, Ala suresinde ve Leyl suresinde kolaylığa yöneltmek de bu köktendir. Sonra öldürülür, kabre konur ve dilendiğinde diriltilir. Necm suresi öldüren ve dirilten olarak Rabbi anmıştı. Kella sözü burada yeniden gelir. İnsanın önünde kendisine emredilenden tamamlanmayı bekleyen bir iş vardır. İnsandan yiyeceğine bakması istenir. Su bolca dökülür, yer yarılır ve içinden taneler, üzüm, yeşillik, zeytin, palmiyegiller, sık bahçeler, meyve ve ot çıkar. Bütün bunlar insanın ve hayvanlarının yararlandığı bir metadır. Bakmak anlamındaki yenzur NẒR kökünden gelir. Sure insanı yaratılışından sonra önündeki sofraya bakmaya çağırır ve ona verilenin kaynağını gösterir.
Son bölüm kulakları sağır eden bir çığlıkla açılır. Sahhe S̀ḤḤ kökünden gelir. O gün kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve oğullarından kaçar. Oğullar anlamındaki benun Kehf suresinin 46. ayetinde malla birlikte dünya hayatının süsü olarak anılır. Şuara suresinin 88. ayeti ise o gün malın ve benunun faydasının sona erdiğini söyler. Abese'de fayda veren zikirdi, o gün ise mal ve benun fayda vermez hale gelir. Fayda verip vermeyenlerin ikisi de aynı NFA kökündendir. Benun kelimesi inşa etmek anlamındaki BNY kökünden gelir. QORE okumasında benun ikinci bir katmanda insanın kendi eliyle kurduğu ve güç devşirdiği yapılardır. Şuara suresinin 128 ve 129. ayetlerinde Ad kavmi her tepeye bir nişan inşa eder ve kalıcı olmayı umarak yapılar edinir. Necm suresinde muhataplar benunu yani gücü, inşa edilenleri ve desteği kendilerine ayırmıştı. Abese'de ise o gün kişi kendi kurduğu bu yapılardan kaçar, güç, destek ve sembol olarak sayılan her şey geride kalır. Her birinin o gün kendisine yetecek bir işi vardır. Yetmek anlamındaki yuğni de ĞNY kökündendir. Sure böylece bir halkayı tamamlar. Sure başta iki kişiyle bir tarafta görmeyen diğer tarafta her şeyi gördüğünü sanarak kendini yeterli bulan kişilerle açılmıştı. Sonda ise hesap günü herkesin kendi derdi olacağına ve bu derdin kişileri başka her şeyden alıkoyacak kadar büyük olacağına dikkat çekilir. O gün bazı veçheler aydınlanır, güler ve sevinçle müjdelenir. Aydınlanmak anlamındaki musfira, tezkireyi taşıyan sefere kelimesiyle aynı SFR kökünden gelir. Yani tezkireyi açığa çıkaranlarla o gün aydınlanan veçheler aynı kökü paylaşır. Gülmek ise Necm suresinde Rabbin işi olarak anılmıştı, güldüren O'dur. Bazı veçhelerin üzerinde ise toz vardır ve onları bir karanlık kaplar. Bunlar gerçeği örtenler ve fucura düşenlerdir. Gerçeği örtmek anlamındaki kefere KFR kökünden gelir. Surenin ortasında insan için sorulan ne çok örtüyor sorusu da aynı köktendir. Fucur ise FCR kökünden gelir ve doğru yoldan yarılıp ayrılmayı anlatır. Şems suresinde nefse ilham edilen iki yönden biri fucurdur. Sure kaşları çatılmış bir ifadeyle açılmıştı, aydınlanan ve tozla kaplanan veçhelerle kapanır.