LİSTE HAZIRLANIYOR
LİSTE HAZIRLANIYOR
العاديات
Kök anlam sabiti hazırlanıyor.
KÖKÜ İNCELE ↗İnsan Rabbine karşı nankördür.
Sure ve edatıyla açılır ve dikkati soluyarak koşanlara çeker. Bu kalıp söz başlamadan önce okurun dikkatini anılan şeye yöneltir. Ardından dört sahne art arda gelir ve her biri bir öncekinin sonucu olarak bağlanır, koşanlar kıvılcım çıkarır, sabah baskın yapar, toz kaldırır ve o tozla bir topluluğun ortasına dalar. Sahneleri birbirine bağlayan fe edatı hemen ardından ve bunun üzerine anlamını taşır. Adiyat kelimesi ADV kökünden gelir. Kök bir şeyi aşıp geçmeyi anlatır, koşmak, düşmanlık ve haddi aşmak bu kökün dallarıdır. Soluyarak diye karşılanan dabh kelimesi Arapçada koşan atın çıkardığı soluk sesini anlatır.
QORE okumasında Adiyat, hız, biriktirme ve alan hakimiyeti üzerine kurulu bir gücün alegorisidir. Soluk soluğa koşu, kıvılcım, sabah baskını, kaldırılan toz ve topluluğun ortasına dalış, kendi hızına ve birikimine kapılmış bir yönetici elit gücün tablosu olarak okunur. Bu tablo bugün sabahın erken saatinde ışıklarını yakıp yola çıkan makam konvoylarında, toz duman içinde bırakılan şehirlerde ve topluluğun gözü önünde sergilenen gösterişte yeniden görünür. Böylesi bir güç odağı yönetici sınıfa tekabül eder ve onlar görünürlüğü kendi çıkarlarına göre düzenler. Sure her şeyin içyüzünü bilen bir Rabbi hatırlatarak bu dengeyi tersine çevirir.
Sahne bir tespite varır, insan Rabbine karşı nankördür. Bu cümle Alak ve Asr surelerindeki tespitlerle aynı kalıpla kurulur: inne'l-insane le. Alak'ta insan taşar, Asr'da eksilir, Adiyat'ta nankördür. Ardından iki tespit daha gelir, insan buna kendisi şahittir ve hayra, yani mala karşı sevgisi yoğundur. Nankör anlamındaki kenud KND kökünden gelir. Arapçada üzerine ekilen tohumu içinde tutan kurak toprağa da kenud denir. Kuran hayr kelimesini Bakara suresinde de mal anlamında kullanır. Yani malı biriktirme hırsı, bunun için tüm imkanların kullanılması ve malın paylaşılmaması ana odak noktadır.
Sure insanı bir bilgiye çağırır. Kabirlerdekiler saçılıp dağıtıldığında ve göğüslerde olan ayıklanıp ortaya çıkarıldığında, o gün Rableri onların hangi eylemi hangi amaçla yaptıklarının içyüzünü biliyor olacaktır. Ayıklanıp ortaya çıkarılmak anlamındaki hussıla fiili H́S̀L kökünden gelir. Kök madenin içinden değerli olanı ayırıp elde etmeyi anlatır. Nüzul sırasında bir önceki sure olan Asr zamanın insanı sıkıp özünü çıkardığını anlatmıştı. Adiyat'ta göğüslerde saklanan öz ayıklanıp ortaya çıkarılır. Göğüs anlamındaki sudur kelimesi İnşirah suresinde Resulün genişletilen göğsüyle aynı S̀DR kökünden gelir. İçyüzünü bilen anlamındaki habir ise ḤBR kökündendir.
Göğüs bu surelerde bir hat izler. İnşirah'ta Resulün göğsü genişletilir ve yükü indirilir. Adiyat'ta mala bağlanan insanın göğsünde saklananlar ortaya çıkarılır. Yunus suresi bu hattı tamamlar, Kuran kendisini göğüslerde olana bir şifa olarak tanıtır. Adiyat'taki göğüslerde olan ifadesi Yunus'taki ifadenin aynısıdır: ma fi's-sudur. Göğüs insanın içinde sakladığı her şeyin durduğu yerdir. Rab bu yerin içyüzünü bilir, Kuran da rahmet olarak tam bu yere şifa olarak gelir. Okur bu hatta şunu görür, göğüste saklanan bir gün ortaya çıkacaktır ama göğüs o günden önce de açılabilir ve iyileşebilir. Resulün genişletilen göğsü bunun ilk örneğidir. Onun göğsü vahyin içindeki rahmetle genişlemiştir.